Sözlükte mehir (mehr) “ücret” mânasına gelir. Bir fıkıh terimi olarak evlilik esnasında ödenen para veya malı ifade etmesi bu uygulamanın evlilik kurumunun Sâmî kültüründeki ilk şekilleriyle irtibatlı olmalıdır (aş.bk.). Kur’ân-ı Kerîm’de mehir anlamında ecrin çoğulu olarak ücûr, farîza ve saduka (çoğulu sadukat) kelimeleri geçmektedir. Hadislerde bu mânada daha çok mehir ve sadak terimlerine rastlanmaktadır (Wensinck, el-Muʿcem, “ṣdḳ” ve “mhr” md.leri). Bazı durumlarda “misil mehir” anlamında ukr kelimesi de kullanılmıştır. Türkçe’de ise daha çok mihr şeklinde kullanılır. Evlenen kadına evlilik akdinin bir sonucu olarak teslim edilen mala veya bir gayr-i menkulün belli bir süre kullanılması gibi mali kıymeti olan menfaate İslam Hukukunda mehir denmektedir. Evlenme sırasında veya öncesinde evlenecek erkeğin kız tarafına belirli bir para yahut mal verme uygulamasının muhtelif din ve kültürlerde oldukça eski bir geçmişi vardır. Bu uygulamanın bilhassa ilk şekilleri nikâh akdinin satım akdine benzer özellikler taşıdığını, çeşitli isimler altında yapılan ödemenin de satış bedeli olarak kabul edildiğini düşündürmektedir. Zaman içinde uygulama nikâhı satım akdi, yapılan ödemeyi de satış bedeli olmaktan çıkarmış, ailelerin birbirine yakınlaşmasını sağlayan hediyeleşmeye veya kadın için ekonomik ve sosyal bir güvenceye dönüştürmüştür.
BAŞKA KÜLTÜRLERDE MEHİR
Romalılar’da ve Atinalılar’da kadın tarafına evlilik öncesi yapılan ödemeler bir tür satış bedeli özelliğini taşımaktadır. Yahudi hukukunda da evlenecek kızın ailesine mohar adı altında yapılan ödeme önemli bir yer tutmaktadır. Mohar ödemeye gücü yetmeyenler, evleneceği kızın ailesine belli bir süre hizmet ederek bu yükümlülüğü yerine getirirdi. Nitekim Hz. Mûsâ, kızıyla evlenebilmek için kayınpederine sekiz yıl hizmet etmek zorunda kalmıştı (el-Kasas 28/27; ayrıca bk. Çıkış, 2/21).
Câhiliye Arapları da mehri evlenmenin temel şartlarından biri olarak kabul etmişti; evlilik ancak mehir ödendiğinde geçerlilik kazanır, böyle bir ödeme yapılmadığı takdirde nikâhsız bir birleşme olarak görülür ve utanç verici kabul edilirdi. Nitekim Antere kıssasında mehir ödenmeden evlenmeye zorlanan kadınlar bu tür evliliği onur kırıcı olarak nitelemektedir. Câhiliye döneminde mehir evlenecek kızın velisine ödenirdi, kadınlar mehirden bir pay alamazlardı. Nişanlanma sırasında verilen birtakım hediyeler daha çok sadak ismiyle anılırdı. Ancak İslâm’ın zuhurundan kısa bir süre önce mehrin bir kısmının bizzat evlenecek kadına verilmeye başlandığı görülmektedir. Bu ödemeye İbrânîce’de mohar, Arapça’da mehir denilmiş olması, uygulamanın Sâmî kültüründeki ortak tarihî kökenlerini ortaya koyması bakımından önemlidir. Mehir benzeri bir uygulama eski Türk hukukunda da görülmekte ve buna kalın (< kalıñ) ismi verilmektedir. Türkler’in İslâmiyet’i benimsemesinden önce hukukî bir kurum olarak varlığı bilinen kalın uygulaması İslâmiyet’in kabulünden sonra yerini mehre bırakmış, ancak kalın da bu isimle veya “başlık, ağırlık, namzetlik akçesi” gibi adlar altında sosyal bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür. (bk. BAŞLIK).
Kur’ân-ı Kerîm’de kendileriyle evlenilen kadınlara mehirlerinin verilmesi gerektiği belirtilmiş (el-Bakara 2/236-237; en-Nisâ 4/4, 24, 25; el-Mâide 5/5), hadislerde de mehirle ilgili fıkhî hükümlerin ayrıntıları yer almış, ayrıca evlenmeyi zorlaştıracak tarzda mehir miktarında aşırıya kaçılmaması öğütlenmiştir. (Miftâḥ künûzi’s-sünne,“nikâḥ”md.).
MEHİR’İN NİKAH İÇİN ÖNEMİ
İslâm hukukunda nikâh kıyılması esnasında genelde taraflar kadına ödenecek mehrin miktarı ve ödeme şekli hususunda anlaşırlar; bu anlaşma nikâh akdinin yazı ile tesbit edildiği durumlarda nikâh belgesinde de yer alır. Kitap ve Sünnet’te mehir ödemenin gerekliliği üzerinde durulmasına rağmen mehir hukukçuların çoğuna göre evliliğin şartlarından değil sonuçlarından biridir. Bu sebeple nikâh esnasında mehir belirtilmemiş, hatta verilmeyeceği şart koşulmuş bile olsa evlilik geçerlidir. Ancak mehri nikâhın şartlarından kabul eden Mâlikîler böyle bir şartla yapılan evliliği geçerli saymaz. Kur’ân-ı Kerîm’de mehir belirlemeden evlenen çiftlerin boşanmaları halinin düzenlenmesi (el-Bakara 2/236) mehir belirlenmeyen evliliklerin geçerli olduğunu göstermektedir.
MEHRİN FARKLI İSİMLENDİRİLMELERİ VE MİKDARI
Bu durumda önceden kararlaştırılmış bir mehir (mehr-i müsemmâ) olmadığından benzer şart ve konumdaki kadınlara ödenen miktar (mehr-i misil) esas alınır. Belirlenen mehrin bir sebeple geçersiz olması halinde de misil mehir ödenir. Mehrin evliliğin sonuçlarından biri olarak düzenlenmesi nikâh akdinin bir satım akdi, mehrin de satış bedeli olarak görülmediğinin açık göstergesidir. Çünkü nikâh akdi bir satım akdi olarak görülmüş olsaydı mehir miktarının belirlenmesi akdin temel şartlarından biri olur ve belirlenmemesi durumu akdin geçerliliğini etkilerdi. Nitekim satım akdinde semenin tesbit edilmemesi akdin geçerli olarak doğmasını engeller. Kadınlara mehirlerinin verilmesini öngören âyet de (en-Nisâ 4/4) mehrin -bir yönüyle- bir bağış ve hediye olarak verilmesinden bahseder. Ancak yukarıda belirtilen âyet ve hadislerde yer alan mehir ödemenin gerekliliğine dair ifadeler, bazı şarkiyatçıları mehir ödemenin akdin kurucu unsuru sayıldığı ve mehirsiz nikâhın geçersiz olduğu fikrinegötürmüştür(EI2 [İng.],VI,79).
Para, eşya (mütekavvim mal) ve ekonomik değeri olan menfaat -meselâ bir mülkün belirli bir süre kullanım hakkı- mehir olarak belirlenebilir; ekonomik değeri olmayan menfaatler -mevcut eşini boşamak, bulunduğu şehirden başka şehre göç etmemek gibi- mehir olarak tesbit edilemez. Bu sebeple Kur’an öğretimi için ücret alınamayacağı görüşünde olan ilk dönem Hanefî hukukçuları bunun mehir olarak belirlenemeyeceğini söylemişlerdir. Daha sonraki hukukçular ise bu öğretim karşılığında zarureten ücret alınmaya başlanması karşısında bunun da mehir olabileceğine hükmetmişlerdir. Esasen Kur’an öğretiminin mehir olarak tesbit edilebileceğine dair Hz. Peygamber döneminden bir örnek hadis kitaplarında yer almıştır (Buhârî, “Vekâlet”, 9; “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 21, 22; “Nikâḥ”, 14, 32). Belirlenen mehrin geçersiz olması akdin geçersizliğini gerektirmez; bu durumda kadına misil mehir ödenir. Ancak mehri akdin şartı kabul eden Mâlikîler mehrin geçersiz olmasının akdi de geçersiz kıldığı kanaatindedir. Mehrin tesbitinde tarafların, bazı durumlarda velilerin iradelerinin yanı sıra örf ve âdetlerle ekonomik şartlar da etkili olmaktadır. Mehir için Hanefîler 10, Mâlikîler 3 dirhem kadar gümüş değerini alt sınır kabul etmişlerdir; Şâfiî ve Hanbelîler’de ise bir alt sınır belirlenmemiştir. Evliliği kolaylaştırmak için mehrin çok yüksek olarak tesbiti tavsiye edilmemişse de mehir için bir üst sınır da öngörülmüş değildir. Hz. Ömer’in bir üst sınır getirme yolundaki teşebbüsü Kureyşli bir hanımın, “Eğer bir kadını bırakıp yerine başka bir kadın almak isterseniz ne kadar çok olursa olsun birincisine verdiğiniz hiçbir şeyi geri almayın” (en-Nisâ 4/20) meâlindeki âyeti delil göstererek miktar sınırlamasına itiraz etmesi üzerine sonuçsuz kalmıştır. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nde sadece yeniçerilerle ilgili olarak mehir için bir üst sınırın konulduğu görülmektedir. Yeniçeriler bâkirelerle evlendikleri takdirde en çok 1000, dul kadınlarla evlendiklerinde 600 akçe mehir verebilirlerdi. Bu miktarların üzerinde bir mehir belirlenebilirse de eşler arasında mehir konusunda ihtilâf çıktığında belirtilen miktarların üzerindeki bir mehir talebi mahkemede dikkate alınmazdı. XIX. yüzyılda benzer bir sınırlama bütün evlenecek kişiler için getirilmiş, 25 Şâban 1291 (7 Ekim 1874) tarihli bir fermanla evlenecek olanlar dört gruba ayrılarak her grupta yer alanların düğün için yapacakları masraflar ve ödenecek mehir belirlenmiştir (Aydın, s. 141-142). Ancak bu sınırlamanın fiilen ne ölçüde uygulanabildiği tartışmalıdır.
MEHRİ MUACCEL
Eşlerin miktarını daha önce belirledikleri mehir nikah akdi sırasında verilebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir akit sırasında peşin olarak verilen mehre “peşin mehir” denir. Eşler mehrin mikdarını belirlemekle birlikte, ödeme şeklini tespit etmemiş olurlarsa, peşin ödenecek mikdar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının veya bir bölümünün peşin, geri kalanın ileri bir tarihte ver,lmesi şeklinde meydana gelmişse, buna göre amel edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadığı müddetçe eşler arasında şart koşulmuş gibidir.Diğer yandan kimi fakihler, kadına zifaftan önce mehrin bir bölümünü vermeyi müstehap sayarlar. Delil; Hz. Ali’nin evlilik sırasında Hz. Fatıma’ya zırhını mehir olarak vermesidir. Bu evlilik Medine’de, Hicretin ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medine örfüne uyulmuştur.Günümüzde Mısır’da geçerli olan örfe göre, genel olarak mehrin üçte ikisi, Fas Devleti’nde ise yarısı peşin olarak alınır.
MEHRİ MÜECCEL
Daha sonra verilmesi şart koşulan mehirdir. Bu durmda eğer belirli bir vakit zikredilmemişse ölüm ya da boşama halinde mu’acceliyet kazanır(Baîn talakta hemen, ric’î talakta iddet bitiminde). Bir mehrin tamamı mü’eccel olabileceği gibi bir kısmı da mü’eccel olabilir.
Mehir bütünüyle kadının malıdır, onda dilediği gibi tasarruf edebilir. Evlenecek kadın veya yakınları mehir karşılığında bir çeyiz hazırlamak mecburiyetinde değildir. Bu yönüyle de Türkler’de yaygın biçimde uygulanan ve karşılığında belli bir çeyiz hazırlama yükümlülüğü getiren başlıktan ayrılmaktadır. Ancak bu esas her yerde uygulamaya tam olarak yansımamıştır.
Geçerli bir nikâh akdi mehri gerektirmekle birlikte bu husus, akidle beraber koca için her hâlükârda ödenmesi gerekli şahsî bir borç (müekked borç) haline dönüşmez; bir kısmının veya tamamının ortadan kalkması ihtimal dahilindedir. Mutlaka ödenmesi gereken bir borca dönüşmesi için Hanefî ve Hanbelîler’e göre nikâhın kıyılmasından sonra ya zifaf veya geçerli (sahih) halvet durumu gerçekleşmelidir. Bunlar olmadan taraflardan birinin ölmüş olması da aynı sonucu doğurur. İmam Mâlik ve Şâfiî sahih halveti borcu müekked hale getiren durumlar arasında saymaz. Nikâh kıyıldığı halde belirtilen şıklardan biri gerçekleşmeden taraflar ayrılırlarsa bu ayrılığa kocanın sebep olması -meselâ karısını boşaması- durumunda kadın mehrin yarısına hak kazanır. Velisinin kefâet sebebiyle evliliği feshettirmesi gibi bir gerekçe ile ayrılığa kadın sebep olursa veya erkek bulûğ muhayyerliği sebebiyle nikâhı feshettirmişse kadın mehre hak kazanamaz. Evliliğin herhangi bir sebeple geçersiz (fâsid) sayılması halinde mehir, ancak taraflar fiilen birlikte yaşamaya başlamışlarsa gerekli olur. Bu durumda ortada geçerli bir nikâh akdi ve tarafları bağlayıcı bir mehir olmayacağından misil mehir icap eder. Misil mehir nikâhta belirlenen mehirden fazla ise Hanefî mezhebindeki hâkim görüşe göre kararlaştırılan mehir (mehr-i müsemmâ) ödenir. Misil mehrin ödenemeyeceği hallerde ise kadına müt‘a adıyla bir ödeme yapılır. (bk.MÜT‘A).
Kocaya kadına nisbetle daha geniş boşama imkânlarının verildiği İslâm hukukunda mehrin özellikle müeccel mehrin yüksek tutulması halinde boşama hakkının kötüye kullanılmasına önemli ölçüde engel olduğu ve evli kadına belirli bir ekonomik güvence ve bağımsızlık sağlama amacına da hizmet ettiği söylenebilir.
TÜRKİYE’DEKİ MEHİR UYGULAMALARI
İslamiyet’ten önce Türkler arasında “kalın” uygulamasının bulunduğu bilinmektedir. İslamiyet’e girdikten sonra ise bu uygulamanın yerini zamanla mehre bıraktığı, bununla birlikte bazı Türkler arasında kalın ve benzeri uygulamaların “başlık, başlık parası, ağırlık veya namzetlik akçesi” gibi isimler altında sosyal bir kurum olarak varlığını devam ettirdiği görülmektedir. Bazen bu kelimeler mehir ile yan yana da kullanılmıştır. Ancak birinin sosyal bir uygulama diğerinin ise hukuki bir kurum olarak varlığını devam ettirdiği söylenebilir. Başlık alımı Osmanlılar döneminde zaman zaman ferman, ariza ve kanunla (Hukuk-ı Aile kararnamesi, md.90)”yasaklanarak ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. 13 Buna rağmen başlık uygulamasının toplumdan tamamen ortadan kalktığı söylenemez. Yakın zamana kadar başlık parası uygulamasını Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve Trakya gibi çoğu bölgemizde görmek mümkündü. Artık bu uygulamanın dini, sosyal ve ekonomik sebeplerle birçok yöremizde uygulamadan yavaş yavaş kalktığı görülmektedir. Günümüzde başlık parası uygulamasının en bariz görüldüğü yerler Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgesinin özellikle kırsal kesimleridir. Başlık ve benzeri uygulamalar mehirden çeşitli yönleriyle farklılık arz etmektedir. Türkiye’de başlık parası ve mehir kapsamına girmeyen, damat tarafının evlenecek kadına ve ailesine hediye kabilinden verdikleri de vard”ır. Bu sebeple Türkiye’deki mehir uygulamalarının daha iyi anlaşılabilmesi için konuyu iki başlık altında ele almak uygun olacaktır: 1. Mehir dışında kadına ve ailesine verilenler, 2. Mehir olarak verilenler.
KADINA VE AİLESİNE MEHİR DIŞINDA VERİLENLER
A- BAŞLIK PARASI
Ülkemizin bazı bölgelerindeki evlenme adetleri içerisinde önemli bir yer işgal etmektedir. Başlık – kalın, evlenecek erkeğin müstakbel hanımının ailesine mutlaka evlilik öncesi yapması gereken ödemeler anlamında kullanılmaktadır. Başlık ile ağırlık arasında fark bulunduğu, ‘bazı yörelerimizde erkek tarafının kızın ailesine çeyizden sayılmak üzere verdiği paraya ağırlık dendiği söylenmiştir. 14 Bazı yörelerimizde görüldüğü üzere genellikle başlık tamamen kızın ailesine verilmekte ve aile bu başlığı kendi özel harcamalarında kullanmakta, damat da verdiği başlık karşılığında kızı alıp götürmektedir. Bazı yörelerimizde ise başlık ve mehir karışımı uygulamalara rastlanmakta; verilen başlık veya bir kısmı kızın çeyizine harcanmaktadır.
Ülkemizdeki başlık uygulaması ile İslam’ın öngördüğü mehir arasında çeşitli farklılıklar bulunmaktadır. Bu konuda şunlar söylenebilir. Başlık mutlaka evlilik öncesinde ve kadının ailesine verilmekte, evlilik akdinin bir şartı olarak görülmektedir. Bu sebeple yapılan işlemin bir satım akdi olup olmadığı da tartışılmıştır. İslam Hukukunda ise mehir bizzat evlenecek kadına verilmeli ve o, mehirde dilediği gibi tasarruf hakkına sahip -olmalıdır. Hatta damat, kadının rızası olmadan mehri kayınpederine verse, bu işlemin mehrin teslim edilmesi yerine geçmediği kabul edilmiştir. Dolayısıyla İslam hukukunda uygulandığı şekliyle mehrin satış bedeline, evlenenin de satım akdine benzetilmesi mümkün değildir. Çünkü nikah akdini satım akdine benzettiğimizde satım bedeli bizzat satımın konusu olan kimseye verilmiş olmaktadır. Evlenecek kızın evlenme sözleşmesinin tarafı olduğunda hiç tereddüt yoktur. Bir kimsenin bir akdin hem konusu hem de tarafı olması ve satım bedelini de bizzat alması hukuken mümkün değildir. Üstelik kadın almış olduğu bu mehir karşılığında Hanefilere göre herhangi bir çeyiz hazırlamak mecburiyetinde değildir. Diğer mallarında nasıl tasarruf edebiliyorsa mehirde de aynı şekilde tasarruf etme hak ve yetkisine sahiptir. Ayrıca mehir nikahın şartlarından değil, sonuçlarından biridir. Nikah esnasında belirtilmemiş hatta· verilmeyeceği şart koşulmuş bile olsa yine de evlenen kadın mehire hak kazanmaktadır. Mehrin belirlenmemiş olması evlenmenin geçerliliğine halel getirememektedir. Bu yönüyle de mehir satım bedelinden ayrılmaktadır. Çünkü bir satım akdinde satım bedeli sonuç değil, o akdin sıhhat şartlarından biridir. Satım bedeli belirlenmediğinde akid fasid olmaktadır.
Mehrin evlenme anında ödenmesi de şart değildir. Bir kısmı evlilikten önce bir kısmı da evlilik içinde ödenmekle birlikte tamamının sonraya bırakılması da mümkündür. Halbuki başlığın miktarın daima evlilikten önce tespit edilmesi ve ödenmesi ya da ödenmesinin garanti altına alınması gerekmektedir. İslam mezhepleri içinde sadece Hanbeliler, Hz. Musa (a.s.) ‘nın Hz. Şuayb (a.s.)’in kızıyla evlenebilmek için ona sekiz yıl hizmet etmek üzere yaptığı anlaşmadan (bk. Kasas 28/27) hareketle kadının velisi “baba” olduğu takdirde onun, kadına verilen mehirden ayrı olarak kendisine de çeşitli malların verilmesini şart koşabileceğini kabul etmişlerdir. 16 Ancak onların bu anlayışı da başlık ile tamamen örtüşmemektedir. Çünkü İslam bizzat evlenecek kadına mehir verilmesini istemiş, mehir uygulamasında evlenecek kadının ailesini değil, kadının kendisini esas almıştır. Başlık uygulamasında ise genellikle evlenecek kadına herhangi bir mal veya para verilmemekte, başlık tamamen kadının velisine verilmekte ve o, başlığı dilediği gibi özel harcamalarında kullanmaktadır. Türkiye’nin bazı yörelerinde başlık, kadının velisine verildiği zaman o, yanında herhangi bir şey getirmesi gerekli görülmeksizin damat tarafından alınıp götürülmektedir. Kadının adeta velisi tarafından satımına benzeyen böyle bir uygulamanın Cahiliye döneminde Araplar arasında. da bulunduğu rivayet edilmektedir. İslam geldiği zaman ise Cahiliye döneminde uygulanan başlık benzeri bu uygulamayı kadının lehine olacak şekilde değiştirmiştir. İslam ‘ın getirdiği mehir anlayışı ile sôzü edilen başlık uygulamasının birbiriyle bağdaştırılması mümkün görünmemektedir İslam’ın getirdiği anlayışta mehir, bizzat evlenen kadının hakkı olarak görülür ve ona verilerek kendisine değer verildiği ve onurlandırıldığı gösterilir.Başlık uygulamasının bulunduğu bazı yörelerimizde evlenecek kadın herhangi bir çeyiz hazırlama yükümlülüğüne girmezken, bazılarında başlık mehir karışımı bir uygulama bulunmakta ve çeyiz hazırlama yükümlülüğünden söz edilmekte, verilen başlığın da çeyiz hazırlamaya harcandığı görülmektedir. Başlık parası istenmeyen yörelerimizde de evlenecek kadının istekleri damat tarafından yerine getirilirken ve mehir verilirken kadın evlendiği zaman damat ile beraber yaşayacakları eve götürmek üzere çeyiz hazırlamayı bir borç gibi algılamaktadır. Kadının aldığı mehir karşılığında dini açıdan çeyiz hazırlama sorumluluğu olmamasına rağmen uygulamadaki bu durum, Türklerde öteden beri var olan örf ve adetlerden kaynaklanan bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki başlık parası uygulaması olmayan yörelerimizdeki çeyiz hazırlama adeti, kadına verilen mehrin karşılığı olarak algılanmamakta, kadının kendine, ailesine ve eşine değer verildiğinin bir alameti olarak görülmekte; aile yuvası kurulurken dayanışmayı temsil ettiği düşünülmekte, eşi ile arasındaki sevginin pekişmesine yardımcı olacağı ümit edilmektedir. Kadının götürdüğü çeyiz, evlilikten sonra yine kendisinin özel mülkü olarak kalmaya devam etmektedir.
Ülkemizdeki Müslümanların çoğunun benimsediği Hanefilere göre kadın, almış olduğu mehir karşılığında çeyiz hazırlamak mecburiyetinde değildir. Ancak mehir olarak ev eşyası verilebilir. Kadın, verilen mehir ile ev eşyası alabilir, çeyiz hazırlayabilir. Bu durumda kadının mehir olarak veya mehirle aldığı ev eşyası veya hazırladığı çeyiz onun kendi özel mülkü olur. Onun izni olmadan başkasının onlarda tasarruf hakkı yoktur. Fakat örfte var ise koca mehirden ayrı olarak bir miktar para veya mal vererek kadın tarafının çeyiz hazırlamasını isteyebilir. Çeyiz konusunda ·Malikilerin kendi toplumlarındaki “örf ve adetleri” daha çok dikkate aldıkları, zifaftan önce verilen mehir karşılığında kadının “örf ve adetler doğrultusunda” çeyiz hazırlaması gerektiğini savundukları · görülmektedir. Fakat onlara göre de kadının hazırladığı çeyizi onun özel mülküdür ve belirlenen mehri aşacak şekilde çeyiz hazırlama zorunluluğu yoktur. İslam’da mehirin evlenecek kadını hem evliliğe ısındırmak hem de ona belli bir mali güç kazandırmak maksadıyla getirilmiş olduğu söylenebilir. özellikle kocanın sahip olduğu tek taraflı irade beyanıyla boşama yetkisini kötüye kullanması durumunda kadının böyle bir mali imkana fazlasıyla ihtiyaç duyacağı ortadadır. Boşanma hakkının kötüye kullanıldığı bölgelerde mehir miktarının özellikle de müeccel mehirin yüksek tutularak bu suistimale belirli ölçüde engel olunması, mehirin kadına ve evlilik birliğine kazandırdığı bir avantaj sayılabilir. Başlıkta ise böyle bir avantajdan. söz etmek mümkün görünmemektedir.
B-HEDİYE KABİLİNDEN VERİLENLER
İslam’ın gerektirdiği bir yükümlülük olmamasına rağmen, Türkiye’nin birçok bölgesinde örf ve adetler doğrultusunda gerek söz kesiminde gerekse nişanlılık döneminde, damadın ve ailesinin gelir durumuna göre mehirden veya başlıktan ayrı olarak evlenecek kadına, kayınpedere, kayınvalide ve kardeşleri gibi yakın akrabalarına da takılar takılır, giyecekler alınır (bazı bölgelerimizde hal’at hakkı denir), daha başka hediyeler götürülür. Bu verilenler taraflarca evlilik akdinin bir şartı değil de hediye olarak görüldüğü- için mehir kapsamına girmez. Düğün yapılmazdan önce veya düğünün hemen arkasından taraflar ayrıldıkları takdirde kusurun kimde olduğuna bakılmaksızın bu hediyelerden mevcut olanlar damat tarafına iade edilir. 20 Bazı yörelerimizde anneye “süt hakkı” adı altında para veya mal verilir. Süt hakkı da evlilik akdinin bir şartı olarak görülmediği, miktarı pazarlık konusu olmadığı ve evlenen kadına verilmediği için onun da mehir kapsamına girmediği; anneyi onurlandırmak ve teselli etmek için hediye kabilinden verildiği söylenebilir. · Şunu da belirtmek gerekir ki ülkemizin pek çok yöresinde evliliğe hazırlık sürecinde evlenecek çiftlerin yerleşecekleri ev donatılırken belli başlı eşyaların alımında erkek ve kız tarafı genelde bir paylaşıma gider. Mutfak ve yatak odası takımları genellikle kız tarafından, diğer eşyalar da erkek tarafından karşılanır. Tabii bu adet yöreden yöreye değişebilmektedir. Tarafların aldıkları bu eşyalar evde ortak kullanılır; ama kim almış ise onun şahsi mülkü sayılır. Tarafların evlilik birliğine son vermeleri halinde her biri daha önce aldığı eşyaların sahibi olarak onları alıp götürebilir. Bu sebeple erkek tarafının aldığı söz konusu eşyanında mehir sayılması mümkün değildir.
BİBLİYOGRAFYA
Wensinck, el-Muʿcem, “ṣdḳ” ve “mhr” md.leri; Miftâḥu künûzi’s-sünne, “nikâḥ” md.; Buhârî, “Vekâlet”, 9, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 21, 22, “Nikâḥ”, 14, 32; M. Ebû Zehre, Muḥâḍarât fî ʿaḳdi’z-zevâc ve âs̱ârih, Kahire 1391/1971, s. 201-251; M. Mustafa Şelebî, Aḥkâmü’l-üsre fi’l-İslâm, Beyrut 1397/1977, s. 339-416; M. Âkif Aydın, İslâm-Osmanlı Aile Hukuku, İstanbul 1985, s. 69-70, 103-107, 141-142; Zekiyyüddin Şa‘bân, el-Aḥkâmü’ş-şerʿiyye li’l-aḥvâli’ş-şaḫṣiyye, Bingazi 1989, s. 255-304; Mahmûd M. eş-Şeyh, el-Mehr fi’l-İslâm beyne’l-mâżî ve’l-ḥâżır, Beyrut 2000; A. Moors, “Women and Dower Property in Twentieth Century Palestine: The Case of Jabal Nablus”, Islamic Law and Society, I/3, Leiden 1994, s. 301-330; Mona Siddiqui, “Mahr: Legal Obligation or Rightful Demand”, Journal of Islamic Studies, VI/1, Oxford 1995, s. 14-24; O. Spies, “Mahr”, EI2 (İng.), VI, 78-80; “Marriage”, IDB, III, 283-284; “Mehr”, Mv.F, XXXIX, 151-209.
Mehmet Akîf Aydın, DİA, Mehir, 28/389-391
Mehmet Erdoğan, “Müeccel Mehir”, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü(İstanbul,Ensar Yayınları, 2013),356
Hamdi döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali,(İstanbul: Erkam Yayınları 2016),225
Mehmet Ali Yargı, “Günümüzde Mehir Uygulamaları ve İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 8,(2006),25
