Çok eski dönemlerden itibaren çeşitli toplumlarda sık sık karşılaşılan, dinî, hukukî ve ahlâkî yönü üzerinde önemle durulan bu sosyal olgu klasik fıkıh kitaplarında ıskāt-ı cenîn, modern Arapça’da ichâd tabirleriyle karşılanmaktadır.

Tıp literatüründe “düşük” için “abartus” kelimesi kullanılmaktadır. Abartus (düşük), 1977 yılında Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) gebelik ürününün (embriyo veya fetus) ağırlığı ve gebelik sürecini kriter alarak “20 gebelik haftasından önce, 500 gr.dan az ağırlıktaki embriyo veya fetus ve eklerinin tamamının veya bir kısmının uterus kaviyesi dışına atılması” şeklinde tanımı yapılmıştır. (Duman, “İslâm Hukukunda Gebeliğin Kasıtlı Sonlandırılması,” 51-52)

Tarih boyunca çocuklara karşı takınılan tavır muhtelif toplumlarda farklı görünümler arzetmiştir. Çocukların çeşitli vesilelerle kurban edilmesi Ken‘ânîler’den Grekler’e, Hintliler’den Çinliler’e kadar birçok toplumda yaygın bir gelenek halini almakla birlikte genellikle dinler ana karnındaki çocuğun düşürülmesini yasaklamışlardır. Hinduizm’de çocuk düşürme yasaktır, böyle bir fiili işleyen kadın bulunduğu kastın dışına atılır. Budizm ve Zerdüştîlik’te de çocuk düşürmek yasaktır. Buna karşılık eski Yunan’da aile fertlerinin sayısını sınırlandırmak için çocuk düşürüldüğü gibi doğan çocukların öldürülmesi de söz konusuydu. Aristo, sakat doğma ihtimali karşısında ceninin canlı hale gelmeden önce düşürülmesini tavsiye etmiştir. Yahudilik’te çocuğun düşürülmesi yasaklanmıştır. İsrail Devleti’nin kanunlarına göre çocuk düşürmek suçtur ve hapisle cezalandırılır. Ahd-i Cedîd’de çocuk düşürmeyi yasaklayan bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Hıristiyanlık’ta da çocuk düşürmek büyük günah kabul edilmiştir.

İslam Dininde Çocuk Düşürme

İslâm hukuku ana rahminde teşekkül ettiği andan itibaren insanla ilgilenmekte ve hayatının her safhasına ait çeşitli hükümler koymaktadır. Çocuğun teşekkül anından itibaren dokunulmaz bir yaşama sahip olduğu genellikle kabul edilmiştir. Bu sebeple çocuk düşürme İslâm âlimleri tarafından sakıncalı görülmüş ve buna dinî-hukukî bazı sonuçlar bağlanmıştır (Aydın, “Çocuk,” 361). Cenin hakkında öngörülen hukukî işlemler, başta hayat olmak üzere nesep ve mülkiyet haklarına yöneliktir. Modern Türk Hukukunda da yer alan cenin hakları ve bunlara yönelik ihlallere ilişkin hükümler, İslam hukukunda genellikle borçlar hukuku, miras, vasiyet ve ceza hukuku bölümlerinde ele alınır (Bilgili, “İslam Hukukunda Cenin Hakkı ve Onuruyla İlgili Hükümler,” 220).

Çocuk düşürmenin meşruiyeti hakkında İslam hukukçuları iki gruba ayrıldığını söyleyebiliriz. Çoğunluğun yer aldığı birinci gruba göre hamileliğin hiçbir döneminde meşrû sebep olmaksızın çocuk düşürmek câiz değildir. Allah’ın yarattığı ceninin hayatına insan tarafından son verilmesi meşrû olamaz. İkinci grupta yer alan hukukçulara göre ise hamileliğin ilk dönemlerinde çocuğun düşürülmesi haram değildir. Bunlardan bazılarına göre böyle bir fiil mekruh, bazılarına göre de mubahtır. İkinci grup âlimler, hangi şartlarla ve hangi süre içinde çocuğun düşürülebileceği hususunda çok farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bunun başlıca sebebi, doğrudan konuyla ilgili nas bulunmaması ve mezhep imamlarından bu hususta belli görüşlerin nakledilmemesidir. Ayrıca bu grup içinde yer alan âlimlerin ictihadlarında, dönemlerinde cenin hakkında mevcut tıbbî bilgilerin yetersizliği de önemli ölçüde etkili olmuştur.

Hamileliğin ilk döneminde belli bir süre içinde çocuğun düşürülmesinin mubah olduğunu söyleyen âlimler genelde “ruhun üflenmesi” zamanını, bazan da ceninin anne karnında tam teşekkül etmesi safhasını esas alırlar. Başta Buhârî olmak üzere birçok hadis kaynağında sahih olarak rivayet edilen bir hadise göre ana rahmindeki cenine üçüncü kırk günün bitiminde ruh üflenir ve eceliyle kaderi belirlenir (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6). Ruhun üflenmesinden söz etmemekle birlikte insanın eceliyle kaderinin belirlenmesinden bahseden başka hadislerde kırk veya bunun küsurları gibi daha az sayıda günlerin verildiği de görülmektedir (Müsned, III, 397; IV, 7; Müslim, “Ḳader”, 2, 4). Ancak fıkıh kitaplarının hemen hemen çoğunda, muhtemelen ikinci grup hadislerde ruhun üflenmesinden açıkça bahsedilmemesi sebebiyle, çocuk düşürmeyle ilgili görüşlerin ilk hadise dayandırıldığı ve bundan hareketle cenine ruhun ilk 120 günden sonra üflendiği hususunda bir görüş birliğine varıldığı görülmektedir. Bu anlayışta, ceninin anne karnındaki yaratılış safhalarından bahseden âyetin (el-Mü’minûn 23/12-14) dolaylı ifadesinin de önemli payı vardır. İkinci grup hadislerde de ruhun üflenmesinin kastedildiği ve bunun ilk kırk günden sonra vuku bulduğu tarzında farklı bir yorum da mevcuttur (bk. Şerefü’l-Kudât, XIII/12, s. 50-63). Öte yandan ruhun üflenmesinden önce çocuk düşürmeyi mubah kabul edenler, çoğunlukla ceninin vücut yapısının ancak ruhun üflenmesi safhasında tamamlanması sebebiyle, insan olma vasfını da bu safhada kazanacağı varsayımından hareket etmektedirler. Çocuk düşürmenin dinî hükmünde, ceninin ilk 120 günün hangi safhasında olduğuna bakarak ayırım gözetenler de benzeri bir noktaya dayanmaktadırlar. Bugünkü tıbbî bilgiler, dördüncü aydan itibaren, hatta daha önceden ceninde iç organların tamamen teşekkül ettiğini, dış görünümünün belirgin şekilde insana benzediğini ve annenin hissedebileceği şekilde hareket kabiliyeti kazandığını ortaya koymaktadır.

Bu genel tesbitten sonra mezheplerin konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde belirtmek mümkündür:

Hanefî mezhebinde ruh üflenmeden önce çocuk düşürmenin mubah olduğunu söyleyen hukukçular varsa da (bk. İbn Âbidîn, II, 380) hâkim görüş, bunun ancak haklı bir sebebe dayanması ile câiz olabileceği şeklindedir. İbn Vehbân, emzirdiği bir çocuğu bulunan kadının hamilelik sebebiyle sütten kesilmesi ve kocasının malî durumu itibariyle sütanne tutma imkânına sahip olmaması halinde mevcut çocuğun ölümünden endişe duyulmasını, çocuğun düşürülmesi için geçerli bir mazeret kabul etmiştir (İbn Âbidîn, III, 176). Bugün tıp açısından anne sağlığı için ciddi bir tehlike söz konusu olmasının da geçerli bir özür kabul edilebileceği açıktır.

Mâlikî mezhebine göre kırk günden sonra çocuk düşürmek haramdır. Bu süreden önce düşürülmesi halinde mubah veya mekruh olduğunu söyleyenler varsa da çoğunluk bu durumda da haram olduğu görüşündedir. Şâfiî mezhebinde, ruh üflenmeden önce bunun câiz olup olmadığı konusunda iki farklı görüş mevcuttur. İmam Gazzâlî ne zaman olursa olsun çocuk düşürmenin cinayet olduğunu söylerken bazı âlimler bunun haram değil mekruh olduğu, ancak ilk günlerden ruh üflenme vaktine doğru gidildikçe tenzîhen mekruhtan harama doğru bir değişme göstereceği, çocuğun 120. güne yaklaşıldığı sırada düşürülmesinin ise haram hükmü içinde değerlendirilmesinin kuvvet kazanacağı tarzında bir izah getirmişlerdir. Hanbelî mezhebinde bazı âlimler, ruh üflenmesinden önce çocuk düşürmenin mubah olduğuna dair görüş belirtmekle birlikte mezhepte hâkim görüş çocuk düşürmenin bu dönemde de haram olduğu şeklindedir.

Ruh üflendikten sonra çocuk düşürmenin veya aldırmanın haram olduğunda ve bu davranışın cinayet telakki edileceği konusunda İslâm hukukçuları görüş birliği içindedir. Klasik fıkıh kaynaklarında bu konudaki ifadelerin mutlak olarak zikredildiği dikkate alınınca bu hükmün anne sağlığının söz konusu olduğu durumlarda da geçerliliğini koruduğu düşünülebilir. İbn Âbidîn’e göre de cenin canlı ise annenin hayatından endişe duyulacak olsa bile alınması câiz değildir. Çünkü annenin bu sebeple ölmesi bir ihtimaldir, ihtimalden hareketle herhangi bir insanın öldürülmesi câiz olmaz (Reddü’l-muḥtâr, I, 602). Ancak Küveyt’te yayımlanmakta olan fıkıh ansiklopedisinin (el-Mevsûʿatü’l-fıkhiyye) ilim heyeti, ceninin alınmaması halinde annenin hayatının kesin olarak tehlikeye girmesi tıbben söz konusu ise, çocuğun varlığının temelde annenin varlığına dayanması ve sağ olarak doğmasının kesin olmamasına karşılık annenin kesin şekilde hayat sahibi bulunması sebebiyle, anne hayatının dikkate alınmasının daha doğru olacağı görüşüne varmıştır. İbn Âbidîn’in, söz konusu hükme döneminin tıbbî bilgileri ışığında vardığı göz önünde bulundurularak ikinci görüşün daha isabetli olduğu söylenebilir. Ayrıca çocuğun alınmaması sebebiyle annenin ölmesi halinde çocuğun da hayatını sürdüremeyeceği açıktır.

Cenine karşı bir cinayet işlenmesi halinde gurre denilen bir ceza-tazminat ödenir. Bunun için çocuk düşürmenin kasten veya hata ile olması, yahut anne veya baba tarafından işlenmesi sonucu değiştirmez. Ayrıca rahimde mevcut cenin sayısı kadar gurre ödenir. Ancak gurre ile birlikte kefâretin gerekli olup olmadığı hususunda ihtilâf edilmiştir.

İslam fıkhında ölü doğan çocuk, düşük için yapılması gereken tüm işlemler, cenine verilen değeri göstermesi açısından da önemlidir. Fakihlerin çoğunluğuna göre düşüğün cenaze namazı kılınmaz; yıkanır, kefenlenir ve defnedilir. Hanefilerden İmam Ebu Yusuf’a göre ölü doğan çocuk yıkanır, ismi verilir ve defnedilir. Hanbelî âlimlerine göre dört ayını doldurduğunda yıkanır ve cenaze namazı kılınır. İbni Sîrin (v. 110/729)’e göre ruh üflendiği bilinen düşüğün cenaze namazı kılınır.  Maliki âlimlerine göre ise hayat emaresi göstermeyen çocuğun cenaze namazı kılınmaz. Kefenlenemeyecek ve cenaze namazı kılınamayacak durumda olanlar da bir kumaş parçasına sarılarak defnedilir. Düşüğün yıkanması bir şahıs olması sebebiyledir; cenaze namazının kılınmaması ise bir yönden annesinin parçası kabul edilmesiyledir.  Dört ayını dolduran düşük hakkında hem yıkanır hem de cenaze namazı kılınır görüşünde olan Hanbelî âlimleri, cenini müstakil bir varlık olan insan konumunda kabul etmişlerdir. Hatta erkek veya kız olduğu belli olmayan düşük çocuk için Katade, Hind, Utbe, Seleme gibi kız ve erkeğe konulan isimlerden biri verilir. Hz. Peygamber (s.a.v); “Düşük çocuklarınıza isim koyun, onlar sizin selefinizdir” buyurmuştur. Ahirette kişi ismiyle çağrılacağı için düşük çocuğa isim konmasının uygun olacağı belirtilmiştir.  (Bilgili, “İslam Hukukunda Cenin Hakkı ve Onuruyla İlgili Hükümler,” 239)

Bütün yaratılışı tamamlanmış (ruh üflenmiş) çocuğun düşürülmesi halinde kadın lohusalık, iddet, istibrâ, doğuma bağlı kılınmış talâkın vâki olması vb. konularda normal bir doğum yapmış gibi kabul edilir.

Annenin veya başka bir kimsenin müdahalesiyle çocuğun düşmesi durumunda cenin için hamilelik esnasında sabit olan miras, vasiyet ve vakıfla ilgili haklar, sağ doğduktan sonra ölen çocukta olduğu gibi mirasçılarına intikal eder. Ceninin anne karnında kendiliğinden ölmesi halinde ise bu haklardan hiçbirisi mirasçıları için sabit olmaz.

BİBLİYOGRAFYA

Jean-Louis Flandrin, L’Église et le Contrôle des naissances, Paris 1970, s. 34-35, 39-48.

J. Gardrier, The Faiths of the World, London, ts., II, 133.

“Déclaration de la Congrégation pour la doctrine de la foi sur l’avortement provoqué”, La Documentation Catholique, LXXI/1645, Paris 1974, s. 1068-1073.

M. Elon, “Abortion”, , II, 98-101.

A. E. Crawley, “Foeticide”, , VI, 54-57.

, III, 397; IV, 7.

Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6.

Müslim, “Ḳader”, 2, 4.

, VI, 399.

, II, 51.

, III, 410.

, II, 380, 381.

İbn Kudâme, el-Muġnî, Riyad 1401/1981, VII, 815 vd.

, V, 301.

İbn Cüzey, el-Ḳavânînü’l-fıḳhiyye, Beyrut, ts. (Dârü’l-kalem), s. 183.

Zeylaî, Tebyînü’l-ḥaḳāʾiḳ, Bulak 1313 ⟶ Beyrut, ts., II, 166.

İbn Receb, Câmiʿu’l-ʿulûm, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), s. 46.

Tûrî, Tekmiletü’l-Baḥri’r-râʾiḳ, Kahire 1311, VIII, 233.

Haskefî, ed-Dürrü’l-muḫtâr ( ile birlikte), Beyrut, ts., II, 380.

, II, 266, 267.

İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr, Beyrut, ts., I, 602; II, 380; III, 176; V, 377-379.

, VII, 77, 81.

Subhî es-Sâlih, Meʿâlimü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, Beyrut 1978, s. 212-231.

Mahmûd Şeltût, el-Fetâvâ, Kahire 1983, s. 289 vd.

İzzet Hasaneyn, el-İchâḍ ve cerâʾimü’l-aʿrâż beyne’ş-şerîʿati ve’l-ḳānûn, Riyad 1405, s. 9-39.

Ümmü Külsûm el-Hatîb, Ḳażıyyetü taḥdîdi’n-nesl fi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, Cidde 1984, s. 149-188.

Abdullah b. Abdülmuhsin et-Tarîkī, Tanẓîmü’n-nesl ve mevḳıfü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye minh, Riyad 1410, s. 159-281.

Muhammed Sellâm Medkûr, “Tanẓîmü’n-nesl min vücheti naẓari’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye”, Mecelletü’l-Ḳānûn ve’l-iḳtiṣâd, XXXV, Kahire 1965, s. 973-995.

Hüseyin Atay, “Kur’an ve Hadiste Aile Planlaması”, , XVIII (1970), s. 1-22.

Kâmil Hâlid es-Saîd, “Cerîmetü’l-ichâḍ”, Dirâsât, XI/3, Amman 1984, s. 171-219.

Şerefü’l-Kudât, “Metâ tünfeḫu’r-rûḥ fi’l-cenîn”, a.e., XIII/12 (1986), s. 39-63.

Mustafa Öztürk, “Osmanlı Döneminde Iskat-ı Ceninin Yeri ve Hükmü”, Fırat Üniversitesi Dergisi, sy. 1, Elazığ 1987, s. 199-208.

Muhammed Nuaym Yâsin, “Aḥkâmü’l-ichâḍ”, Mecelletü’ş-Şerîʿa ve’d-dirâsâti’l-İslâmiyye, sy. 13, Küveyt 1989, s. 245-280.

, III, 158-171.

, II, 56-65.


Ek Kaynakça

Aydın, Mehmet Âkif. “Çocuk”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 8:361-363. Ankara: TDV Yayınları, 1993.

Harman, Ömer Faruk. “Çocuk Düşürme”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 8:363-364. Ankara: TDV Yayınları, 1993.

Bilgili, İsmail. “İslam Hukukunda Cenin Hakkı ve Onuruyla İlgili Hükümler.” Journal of Islamic Law Studies, sy. 24 (2014): 219-240.

“Cenin”. el-Mevsûʿatü’l-fıkhiyye. 16:117-123. Kuveyt: Vizaretü’l-Evkaf ve’ş-Şuuni’l-İslamiyye,  1983.

Çeker, Orhan. “Çocuk Düşürme”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 8:364-365. Ankara: TDV Yayınları, 1993.

Duman, Hilal. “İslâm Hukukunda Gebeliğin Kasıtlı Sonlandırılması.” Diyanet İlmi Dergi 41, sy. 4 (2005): 49-62.

Schacht, Joseph. “Ḳatl”. Encyclopaedia of Islam. Second Edition. Edited by: P. Bearman, Th. Bianquis, C.E. Bosworth, E. van Donzel, W.P. Heinrichs. Consulted online.