Suudi Arabistan’da Boşanma Oranları Artıyor

Suudi Arabistan resmi istatistik kurumunun verilerine göre ülke genelinde evlilikler 2020 yılında %8.9 oranına yükselirken, 2019 yılında %12.7 olarak kaydedilen boşanma oranları 2020 de %13,8’e yükselmiştir.

Haberin kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Mehir

Mehrin tanımı:

Mehir nikâh akdinin sonucu olarak kocanın karısına ödemek zorunda olduğu para veya maldır.


Mehrin Meşu’ Oluşunun Delilleri:

Mehrin meşruluğu kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

Kur’an’dan delil 1:

 “…..وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنٖينَ غَيْرَ مُسَافِحٖينَؕ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهٖ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرٖيضَةًؕ….”

…Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmemek kaydıyla, mallarınızla (mehir ile) istemeniz size helâl kılındı.Onlarla karı-koca ilişkisi yaşamanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin… (en-Nisa 4/24)

Kur’an’da delil 2:

”…. وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ…”

“…….Kadınlara mehirlerini borcunuzu öder gibi verin……” (en-Nisa 4/4)

Sünneten Delil 1:

“Enes İbn Malik (radıyallahu anh)’ den, rivayete göre, Abdurrahman İbn Avf üzerinde sarı (zaferanın) izi bulunduğu halde Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’ın huzuruna geldi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona (sebebini) sordu, Ensar’dan bir kadın ile evlendiğini haber verdi. Kadına ne kadar mehir verdin diye sordu. O: Altından bir çekirdek ağırlığı kadar, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Bir koyun ile dahi olsa düğün ziyafeti ver, diye buyurdu. “(el-Buhâri 1999,921. No. 5153)

Sünneten Delil 2:

“……..Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sonra Safiye ile evlendi. Evlenirken onu azad etmiş ve bu azat işlemini mehir saymıştı.” (el-Buhâri 1999,152. No.947)

İbn Kudeme, “Müslümlar mehrin meşruluğu üzerinde ittfak etmiştir” diyerek İslam ümmetinin konuda ortak görüşü olduğunu aktarmaktadır.


Mehrin Miktarı

Alt Sınırı: Hanefiler mehrin alt sınırını 10 dirhem olarak belirlemişleridir. Bu miktar günümüzde 31, 83571 gr gümüşe denk gelmektedir. Malikil mezhebine göre ise mehrin en az miktarı üç dirhemdir. Şafiî mezhebi alışverişlerde karşılık olarak verilmesi mümkün olan her şeyin mehir olabileceği görüşündedirler.

Mehrin üst sınırı yoktur. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً “

Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın.” (en-Nisa 4/20)

Yukarıdaki ayeti kerimenin açık delaleti ile mehirde üst sınır olmadığına dair icmâ vardır. Kadın, erkeğin durumuna göre mal değeri olan her şeyi istediği miktarda istemekte serbesttir. Hüküm bu olmakla birlikte nikahı kolaylaştırmak vb. sebeplerle çok mubâlağalı olmaması da müstehap kabul edilmiştir.


Mehrin Belirlenme Vakti

Nikah akdi sırasında mehir belirlenmesi zorunlu değildir. Belirleme olmasa dahi nikah akdi sahih olur. Bunda ihtilaf yoktur. Şirbinî bu konuda icmâ olduğunu kaydetmiştir. Ancak Rasûlullah (sallallâhu aleyhi sellem)’ın mehirsiz nikah kılmamış olması sebebiyle nikah akdi sırasında mehir belirlenmesi sünnettir.

Hanefi mezhebine göre herhangi bir mehir belirlemeden kıyılan nikah sonucunda kadının hakkına asgari mehir miktarı olan 10 dirhem tanımlanır. Kadın herhangi bir sebeple fazlasını belirleme hakkından vazgeçtiğinde dahi bu miktar şeriatın ona verdiği hak olarak zimmetine geçer. Diğer mezheplere göre mehir belirlenmeden kıyılan nikahlarda kadının hakkı emsal mehirdir.

Belli durumlarda asıl kabul edilerek kendisine intikal edilen emsal mehir; kadının kendi akrabaları olan kadınların kendi nikahlarında belirledikleri mehir miktarıdır. Uygulamanın dayanağı İbnü Mesud (radıyallahu anh)’dan gelen şu rivayettir:

عنِ ابنِ مسعودٍ أنَّه سُئِلَ عن رجُلٍ تزوَّج امرأةً ولم يَفرِضْ لها صَداقًا ولم يَدخُلْ بها حتى مات ؟ فقال ابنُ مسعودٍ: لها مِثلُ صَداقِ نِسائِها، لا وكس و لا شطط، و عليها العدة و لها الميراث

“İbn Mesûd radıyallahu anh’a mehir belirlemeden ve birliktelik öncesi vefat eden adamın (karısı) hakkında sordular, şöyle cevap verdi: Ne fazla ne eksik kendi kadınlarının mehrinin dengi onun hakkıdır.”


Mehrin Ödenme Vakti:

Mehrin ödenme vakti eşler arasında karşılıklı anlaşma ile belirlenir. Mehrin tamamı veya bir kısmı nikâh anında ödenebileceği gibi tamamının veya bir kısmının ödenmesi daha sonraya da ertelenebilir. Mehrin peşin ödenmesi mehr-i muaccel, ödemenin sonraya bırakılması mehr-i müeccel olarak adlandırılır.

Dört mezhebe göre de kadın, muaccel (peşin ödeneceği kararlaştırılmış) mehrin ödemesi yapılana kadar birliktelikten imtina hakkına sahiptir.


Mehrin Tümünün Koca Üzerine Kesinleşmesi:

a- Birliktelik: Hanefi ve Hanbelilere göre bu konuda birlikte olmak ile birlikteliğe imkân sağlayacak yalnız kalma (halvet) arasında herhangi bir fark yoktur. Adam, kadın ile onunla birlikte olmasına imkân sağlayacak bir ortamda yalnız kaldığında mehrin tümü üzerine kesinleşir. Maliki ve Şafiilere göre ise halvet tek başına yeterli değildir. Hükmen dahi olsa (kadın hayızlı iken veya dubürdan birlikte olunması vb.) mehrin kesinleşmesi için birliktelik zorunludur.

b- Ölüm: Mehrin tümünün kesinleşmesinin ikinci sebebi ise nikahtan sonra eşlerden birinin ölümüdür. Dört mezhebe göre de eşlerden birinin sahih nikah akdi sonrasında ölümü durumunda akit sırasında mehir belirlenmiş ise -birliktelik olsun veya olmasın fark etmez- mehrin tümü kadının hakkına tanımlanır. Ölüm öncesinde mehir belirlenmemiş ise Malikiler hariç diğer üç mezhebe göre ölüm sonrasında kadının hakkı emsal mehirdir. Malikiler belirleme olmadığı durumda kadının mirastan hakkı bakidir ancak mehirden hakkı yoktur şeklide hüküm belirtmişlerdir.

Mehrin Yarısının Koca Üzerine Kesinleşmesi:

Birliktelik öncesi boşanmalarda, öncesinde mehir belirlenmiş ise belirlenen mehrin yarısı koca üzerine kesinleşir. Bu ayeti kerimenin delaleti ile sabittir:

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَر۪يضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذ۪ي بِيَدِه۪ عُقْدَةُ النِّكَاحِۜ وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

“Bir mehir belirlediğiniz halde onlarla birleşmeden kendilerini boşarsanız, belirlediğiniz mehrin yarısını ödemek size borçtur; ancak kadınların bağışlaması veya nikâh bağı elinde olanın hoşgörülü davranması müstesnadır. Hoşgörülü davranmanız takvâya daha uygundur. Aranızda lutufkâr davranmayı unutmayın. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.” (el-Bakara 2/237)

Herhangi bir mehir belirlenmediği halde birliktelik öncesi boşanma gerçekleşir ise adamın kadına mutʿa ödemesi gerekmektedir.

Mut’a:

Sözlükte, kendisiyle bir rahatlama ve refahlanma sağlanılan şey manasında kullanılan mutʿa, literatürde adamın boşadığı karısına boşanmanın yükünü hafifletmek için belli durumlarda bir zorunluluk bazı durumlarda ise bir ikram olarak ödemesi söz konusu olan bedeldir. Konunun dayanağı şu ayeti kerimedir:

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَر۪يضَةًۚ وَمَتِّعُوهُنَّۚ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُۚ مَتَـاعاً بِالْمَعْرُوفِۚ حَقاًّ عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ

“Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşamanızda size bir günah yoktur. Bu durumda onları faydalandırın. Zengin olan durumuna göre fakir olan da durumuna göre verir. İyilikle faydalandırmak muhsinler için bir vazifedir.” (el-Bakara 2/236)

Ayeti kerimenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere mutʿa kendilerine bir mehir belirlenmediği halde birliktelik öncesi boşanan kadınlara ödenir. Malikiler hariç diğer üç mezhebe göre bu ödeme vaciptir. Mehir belirlendikten sonra birliktelik öncesi veya sonrası boşanan kadınlara da mutʿa ödenmelidir ancak bu ödeme Hanefi ve Hanbelilere göre vacip değil müstehaptır. Şafiilere göre her boşanmış kadına mutʿa ödenmesi vaciptir. Malikiler kadın tarafından bir sebeple gerçekleşen ayrılıklar hariç tüm boşama şekillerinde mutʿayı mutlak olarak müstehap görmektedirler.


Mehrin Maksadı:

Allah’dan kadınlara bir ikram olarak mehir karşılıksız bir bedeldir.

“Kadınlara mehirlerini (nihle) bir bağış olarak verin” ( en-Nisa 4/4) Allah Teala’nın karşılıksız ve bir fazilet ifadesi olarak erkeğe bu ödemeyi farz kılmasının birçok maksadı vardır. Bu maksatlardan bazıları, kadının gönlünü almak, hayatının değişmesinden kaynaklı sıkıntısını hafifletmek, evliliğe hazırlanmasında yardımcı olmak şekline sıralanabilir. Aynı şekilde mehir, erkeğin kendisine talip olduğu kadına ulaşmak için fedakârlık yapmaya ve bedel ödemeye hazır olduğunun da ilan ve izharıdır.

Başlangıç olarak bu faydayı sağladıktan sonra ödenen malın kadının bağımsız mülkü olması, evlilikte hakkının zayi edilmesi gibi bir zararı da önlemektedir. Buna ek olarak mehir, muhtemel bir ayrılık veya ölüm durumunda kadının yeni hayatına adapte olancaya kadar en azından maddi sıkıntı çekmesini önlemek amacı da taşımaktadır.

Mehir klasik islam hukuk literatüründe cinsel organ veya cinsel birliktelik karşılığı olarak ifade edilmektedir. Bunun sebebi mehrin asıl sahibi olan kadının üzerine kesinleşmesini sağlamaktadır. Bu şekilde ifade edildiğinde başka bir hükümle karışması, mehirde başka bir kişi veya kişilerin (kadının babası, annesi vb.)hak iddiasında bulunması veya kadının bu hakkının yok sayılması imkânsız hale getirilmektedir. Bilindiği üzere evlilik akdinin asıl amacı karşılıklı birlikteliği meşru hale getirmektir. Nikah akdi ile kadının hayatına geri dönülemez şekilde müdahil olan erkeğin mehir olarak verdiği teminatın sebebinin birlikteliğe bağlanması bu teminatı somut bir alışverişin kesin bedeline dönüştürür. Bu şekilde, inkâr veya ihmal edilerek yok sayılması engellenmiş olmaktadır. Allahu Aʿlem.


Kaynaklar:

Aydın, Mehmet Akif. “Mehir.” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 28/ 389-391. Ankara: TDV Yayınları, 2003. İbn Ḳudâme, Ebû Muhammed Muvaffakuddîn Abdullāh Maḳdisî el-. El-Muġnî. Riyad,Suud: Dâru- Âlemi’l-Kutubi, 1997. El-Askalânî. Fethu’l-Bârî. trans. M. Beşir Eryarsoy Vd. İstanbul: Polen Yayınları, 2006. İbnü’l Hümam, Kemâlüddîn Muḥammed b. ʿAbdilvâḥid b. ʿAbdilḥamîd es-Sivâsî el-İskenderî. “Şerḥu Fetḥu’l-Ḳadîr.” Beyrut, Lübnan: Dâru’l- Kutubi’l-ʿİlmiyye, 2003. Dâru’l- Kutubi’l-ʿİlmiyye. Ḫaṭîb Şirbînî, Şemsuddîn Muḥammed. “Muġni’l-Muḥtâc Ilâ Maʿrifeti Meʿânî Elfâẓi’l-Minhâc.” Beyrut: Dâru’l-kutubi’l-ʿilmiyye, 2000. Dâru’l-kutubi’l-ʿilmiyye. ed-Desûḳı̄, Muḥammed b. Aḥmed b. ʿArefe. “Ḥâşiyetu’d-Desûḳî ʿala’ş-Şerḥi’l-Kebîr.” Beyrut: Dâru’l-fikr. Dâru’l-fikr. İbn Rüşd, Ebu’l Velîd Muhammed. Bidâyetü’l- Müctehid ve Nihâtetü’l- Muktesıd. Beyrut, Lübnan: Daru’l- Kutubü’l- Arabiyye, 2015. Sicistânî, Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eşʿas b. İsḥâḳ b. Beşîr b. Şeddâd b. ʿAmr el-Ezdî es-. “Sünen-i Ebî Dâvûd.” ed. Muḥammed Muḥyîddîn ʿAbdbülḥamîd. Sayda-Beyrut: el-Mektebetü’l-Asriyye. el-Mektebetü’l-Asriyye. Wail B. Hallaq. İslam Hukukuna Giriş. trans. Necmettin Kızılkaya. İstanbul: Pınar Yayınları, 2018. Aydın, Mehmet Âkif. Osmanlı Aile Hukuku. İstanbul: Klasik Yayınları, 2018.

Katar’da İslam Aile Hukuku (Mülahhas)

Genel Veriler

Resmi Adı: Katar Devleti
Yönetim Şekli: Üniter anayasal mutlak monarşi
Devlet Başkanı-Cumhurbaşkanı: Tamim bin Hamad es-Sani (2020)
Başkan Yardımcısı: Halid bin Halife bin Abdülaziz El Sani (2020)
Nüfus: 2.795.484 (2020)
Yüzölçümü ( km²): 11.586


Bağımsızlık

3 Eylül 1971


Kanunun Adı

Qatar Family Law/ قانون الأسرة القطري


Kanun Linki

Katar Aile Kanunu


Kanunname Tarihi – Tadiller

2006


Yargısal Yapı

2003 Katar Yargı Mercii Kanununa göre Adli ve Şeirat Mahkemeleri olmak üzere iki temel kategori bulunmaktadır. Şeriat Mahkemeleri Konseyi Küçük şeriat Mahkemeleri ve bu mahkemelerin temyiz mahkemesi konumunda bulunan Yüksek Şeriat Mahkemesini denetleyen idari bir organdır. Küçük Şeriat Mahkemelerinde suç, saldırı ve hırsızlık, boşanma, evlilik ve insanlar arasındaki sözleşmeler gibi şahsi davalar görülmektedir. Adliye Mahkemelerinin ilk basamağında ise Asliye Ceza mahkemeleri bulunmaktadır. Asliye ceza mahkemelerinin temyiz mahkemesi görevini gören Yüksek Ceza Mahkemesinde had ve kısas gerektiren suçlar, ticaret, miras, idari davalara bakılır. Bu mahkemenin yanı sıra mülkiyetin kiralanması ve gayri müslimlerin şahsi davalarının görüldüğü Medeni Mahkemeler ve İş hukuku davalarının görüldüğü İş Mahkemeleri bulunmaktadır. Medeni mahkemeler, İş mahkemeleri ve Yüksek ceza Mahkemesinin temyiz mahkemesi konumunda bulunan Medeni Temyiz mahkemesi bu üç sivil mahkeme arasında hiyerarşik anlamda en güçlü mahkemedir.


Nişan

Nişanlılık örfün belirlediği şekilde evlilik talebi ya da evlenmeye dair verilen söz olarak tanımlanmaktadır. Her iki tarafın nişanı bozmaya hakkı vardır. Bir tarafın nişanı bozması halinde teslim edilen mehrin mümkünse aynı ile iadesi değilse teslim alındığı günkü kıymeti iade edilir. Kız tarafı teslim aldığı mehrin bir kısmıyla çeyiz alışverişi yaptıysa nişanın bozulması elinde kaldığı kısmıyla mehirle birlikte bu mehirden harcama yaparak adlığı çeyizleri iade eder.( Madde 4-7)


Nikah Engelleri

Sürekli

    • Sürekli evlilik engelleri nesep, sıhriyet ve süt hısımlığı, lian ve ile meydana gelir. (Madde 20-24)

Süreli

Geçici evlilik engelleri: İki mahrem kadınla birlikte evlenmek ikisi de iddet süresi içerisinde olsa dahi yasaktır. İki kadından birinin erkek olduğu farz edildiğinde bunların birbiriyle evlenmesi ebediyen haramsa kişinin bu iki kadını aynı anda nikâhı altında tutması da haramdır.
Başkasıyla evli bir kadınla veya iddet bekleyen bir kadınla evlenmek yasaktır. Üç talakla boşanmış olan kadınla o başkasıyla evlenip zifafa girmeden ve iddetini tamamlamadan önce evlenmek yasaktır. Hac veya umre için ihrama giren kadınlarla evlenmek yasaktır. Ehli kitap dışında gayri müslim kadınlarla evlenmek ve müslüman bir kadının gayri müslim bir erkekle evlenmesi yasaktır.
(Madde 25)


Nikahın Rükün ve Şartları

Katar Aile Kanununda evlilik akdinin şartları tarafların şer‘î engellerden uzak ve ehliyet sahibi olmaları, icap ve kabulün kanunen uygun bir şekilde yapılması, velinin ve şahitlerin bulunması şeklinde sıralanmaktadır. (Madde 12)


Nikahın Memur Önünde Kıyılması ve Tescili

Kanuna göre evliliğin tescili zorunludur. Taraflar yetkili bir tıbbi kurumdan aldıkları sağlık raporunu evlendirme dairesine/notere sunmalıdır. Akitten önce nikah memuru sağlık raporunun içeriğini her iki tarafa bildirilmeli ve tarafların rıza beyanlarının bulunması halinde nikahı tescil etmelidir. Nikahın tescili resmi bir kurum tarafından onaylanmış vekaletname yoluyla yapılabilir. Madde-18-20


Nikahın Tarafları-Velinin Rolü-

Katar Aile Kanunu’nda erkekler için 18 kadınlar için 16yaşların üzerindeki kadın ver erkekler velilerinin onayı, her iki tarafın da evliliğe razı olduklarına dair beyanları ve yetkili bir kâdının onayı ile evlenebilirler. Eğer asabe yoksa kādî velî olur. Velayet hiyerarşisinde birbiriyle eşit iki velinin bulunduğu durumlarda her ikisi veli de evlilik akdine onay verebilir. En yakın veli dururken uzak bir veli tarafından yapılan evlilik akdi, en yakın veli baba olmadığı sürece geçerli olur. Ancak babanın evlilik akdini onaylamaması halinde evliliği iptal etme hakkı vardır. Bu durumda kadı, şartlara ve menfaatin gereklerine göre uygun gördüğü üzere karar verir. Velisi kadının rızası halinde onu evlendirebilir. Kadının en yakın velisi evliliğine onay vermediği, aynı seviyedeki birkaç veliden birinin söz konusu evliliğe karşı çıktığı veya kadının yakın velisi gâib olduğu ve hâkimin bu velinin dönmesini beklemenin evliliğin maslahatına zarar vereceğini düşündüğü hallerde uzak velinin velayeti ve kadının izni ile evlilik akdi tamamlanmış olur. Kadı, velisi olmayanların velisi hükmündedir ve velayeti altında olan bir kadınla kendisini evlendiremez. (Madde 27-30)


Evlilik Minimum Yaşı

Katar Aile Kanunu’nda erkekler için 18, kızlar için 16, asgarievlilik yaşı olarak belirlenmiştir. (Madde 17)


Karı-Kocanın Hak ve Görevleri

Koca:

Kocanın görevler, mehir, nafaka, anne babasını ziyaret etmek istediğinde karısına izin vermesi ve bu ziyaretin örfe uygun olarak yapılması, kadının kişisel mülkiyetine saldırıda bulunulmaması, kadının maddi ve manevi olarak zarar görmemesi son olarak da kocanın birden fazla eşi olması durumunda kendisi ve diğer eşleri arasında adil muamele şeklinde sayılabilir. Kocanın karısındaki hakları örfe uygun olarak karısının ona ilgi göstermesi ve itaat etmesi, kendi namusunu ve kocasının malını koruması, ev işleriyle ilgilenmesi, şer’î bir engel olmadığı takdirde kocanın çocuklarına bakarak onları emzirmesi olarak sayılabilir. (Madde 57-58)

Karı:

Kadının kocasındaki hakları mehir, nafaka, anne babasını ziyaret etmek istediğinde kocasının izin vermesi ve bu ziyaretin örfe uygun olarak yapılması, kişisel mülkiyetine saldırıda bulunulmaması, maddi ve manevi olarak zarar görmemesi son olarak da kocasının birden fazla eşi olması durumunda kendisi ve diğer eşleri arasında adil muamele şeklinde sayılabilir. Kadının kocasına karşı görevleri örfe uygun olarak ona ilgi göstermesi ve itaat etmesi, kendi namusunu ve kocasının malını koruması, ev işleriyle ilgilenmesi, şer’î bir engel olmadığı takdirde kocanın çocuklarına bakarak onları emzirmesi olarak sayılabilir.


Nafaka Kapsamı

Nafaka; yeme, giyinme, barınma, sağlık, hizmetçi ve örfe göre gerekli olan şeyleri kapsar.


Mal Rejimi

Bu konuda kesin bir ayrım yapılmamıştır.


Çok Eşlilik

Koca mali açıdan karşılayabilecek düzeyde olmadığı halde ikinci bir eş almak isterse evliliği tasdik eden görevli/noter ikinci eş adayını bu konuda bilgilendirmekle yükümlüdür. Ancak görevli tarafların rızası ve talebi bulunduğu sürece bu evliliği resmi olarak onaylamak zorundadır. Diğer eşler akit sonrası kocanın bu evliliğinden haberdar edilmelidir.


Boşanmada Yetki (Koca-Mahkeme-Karı)

Boşama hak ve yetkisi kocanın elindedir. Ancak kadın belli sebeplerden dolayı mahkemeye başvurarak tefrik talebinde bulunabilmektedir.


Talak ve Tescil


Gaib ve Mefkud


Boşanma Sonrası Nafaka

Evliliğin sona ermesinden doğan neticelerden biri nafakadır. Boşanan kadın, talakın meydana geldiği tarihten itibaren iddetin tamamlanmasına kadarki süre içerisinde, iddet nafakasına hak kazanır. iddet nafakasına ek olarak her boşanmış kadının üç yılı geçmeyecek şekilde mut’a nafakası alma hakkı vardır. Fakat boşanma davasının sebebi kocanın nafaka temininin ekonomik olarak zorlanması ise kadın mut‘a nafakası talep edemez. Burada mut’anın miktarı hususunda kesin bir miktar belirtilmemiş, kadının haline ve kocanın ekonomik durumuna bağlı olma şartıyla hâkimin takdirine bırakılmıştır. (Madde-115)


İddet

Boşanmadan sonra kadın, İslam’ın belirlediği şekilde iddet süresini beklemektedir.


Mehir


Hidane


Çocukların Nafakası


Çocuğun Nesebi


Kaynaklar

Abdulhalim İbn Teymiyye, Mecmûʻu’l-fetâvâ, thk. Abdurrahman b. Muhammed b. Kâsım en-Necdî, Medine, Mecmaul-Melik Fehd, 2004. Avcı, Mustafa, Türk Hukuk Tarihi, Konya: Mimoza Yayınları, 2015, s. 557. Bingöl, Dummar, Katar’da Osmanlı Hakimiyetine Tarihsel Bir Bakış, Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, c. IV, sayı. 1, 2019. Ebû Merî, Muhammed Şihab, Mülahazât alâ Kanuni’l-üsrati’l-katarî ba’de aşere sene min et-tatbîk, 2017 İkinci Katar Aile Politikaları Sempozyumu, Doha Devlet Aile Enstitüsü, 2017, Doha. Ebû Merî, Muhammed Şihâb Ebû,Kânunu el-Üsrati’l-Katarî, Katar Üniversitesi, t.y. İbn Kayyim el-Cevziyye, İlâmü’l-muvakkiin an rabbi’l-alemin, Demmam, Dâru İbni’l-Cevzi, 2002. Kartal, Gökhan, Politik İstikrarsızlık ve Enerji Güvenliği Ekseninde Orta Doğu Ekonomileri, İstanbul, Mikyas Basım, 2020. Kurşun, Zekeriya, “Katar”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, TDV Yayınları, 2002, c. XXV, s. 29-31. Kurşun, Zekeriya, Necid ve Ahsa’da Osmanlı Hâkimiyeti: Vehhabi Hareketi ve Suud Devletinin Ortaya Çıkışı, Ankara, 2004. Lynn A. Karoly, Michael Mattock, Qatar Supreme Council for Family Database of Social Indicators, Rand Qatar Policy Enstıtute Yayınları, 2006. Merdâvî, Süleyman el-İnsaf, thk. Muhammed Hamid el-Fıkkî, y.y. 1956. Nizar Hamzeh, Qatar: The Duality of the Legal System, Middle Eastern Studies, 1994, c. XXX Şemrî, Tehânî Fendî “Katar Aile Hukukunun Dili: Bir Metin Dilbilimi Çalışması” Yl Tezi, Katar Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 2018. Yunus Apaydın, “Şahit”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, Tdv Yayınları, 2010, c. XXXVIII, s. 282. Desûkî, Hâşiyetü’d-Desûkî ala Şerhi’l-kebîr, D’arü’l-fikr, c. II, s. 482. Kanunlar: 2004 Tarihli Katar Anayasası (Düstûr-ı Katar). 11 Numaralı 2004 Tarihli Katar Ceza Kanunu. 22 Numaralı 2004 Tarihli Katar Medenî Kanunu. 22 Numaralı 2006 Katar Aile Kanunu. 4 Numaralı 1962 Katar İş mahkemelerinin Kurulması Kanunu. 1 Numaralı 1964 Tarihli Katar Kamu Konutları Kanunu. 2 Numaralı 2007 Tarihli Katar İskân Kanunu. 21 Numaralı 1989 Tarihli Katar Yabancılarla Evlenme Kanunu. 2 Numaralı 1985 Tarihli Sosyal Güvenlik Kanunu. 2 Numaralı 2004 Tarihli Özel İhtiyaçlar Kanunu. 22 numaralı 2005 tarihli Çocukların Deve Yarışlarına Katılması ve Çalıştırılmasına İlişkin Kanun. 2001 Tarihli Maskat Vesikası Körfez Arap İşbirliği Ülkeleri Ahvâl eş-Şahsiyye Kanunu. İnternet Siteleri https://www.angloinfo.com/how-to/qatar/moving/residency.ni müvekkili ile evlendirme yetkisine sahip değildirAbdulhalim İbn Teymiyye, Mecmûʻu’l-fetâvâ, thk. Abdurrahman b. Muhammed b. Kâsım en-Necdî, Medine, Mecmaul-Melik Fehd, 2004. Avcı, Mustafa, Türk Hukuk Tarihi, Konya: Mimoza Yayınları, 2015, s. 557. Bingöl, Dummar, Katar’da Osmanlı Hakimiyetine Tarihsel Bir Bakış, Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, c. IV, sayı. 1, 2019. Ebû Merî, Muhammed Şihab, Mülahazât alâ Kanuni’l-üsrati’l-katarî ba’de aşere sene min et-tatbîk, 2017 İkinci Katar Aile Politikaları Sempozyumu, Doha Devlet Aile Enstitüsü, 2017, Doha. Ebû Merî, Muhammed Şihâb Ebû,Kânunu el-Üsrati’l-Katarî, Katar Üniversitesi, t.y. İbn Kayyim el-Cevziyye, İlâmü’l-muvakkiin an rabbi’l-alemin, Demmam, Dâru İbni’l-Cevzi, 2002. Kartal, Gökhan, Politik İstikrarsızlık ve Enerji Güvenliği Ekseninde Orta Doğu Ekonomileri, İstanbul, Mikyas Basım, 2020. Kurşun, Zekeriya, “Katar”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, TDV Yayınları, 2002, c. XXV, s. 29-31. Kurşun, Zekeriya, Necid ve Ahsa’da Osmanlı Hâkimiyeti: Vehhabi Hareketi ve Suud Devletinin Ortaya Çıkışı, Ankara, 2004. Lynn A. Karoly, Michael Mattock, Qatar Supreme Council for Family Database of Social Indicators, Rand Qatar Policy Enstıtute Yayınları, 2006. Merdâvî, Süleyman el-İnsaf, thk. Muhammed Hamid el-Fıkkî, y.y. 1956. Nizar Hamzeh, Qatar: The Duality of the Legal System, Middle Eastern Studies, 1994, c. XXX Şemrî, Tehânî Fendî “Katar Aile Hukukunun Dili: Bir Metin Dilbilimi Çalışması” Yl Tezi, Katar Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 2018. Yunus Apaydın, “Şahit”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, Tdv Yayınları, 2010, c. XXXVIII, s. 282. Desûkî, Hâşiyetü’d-Desûkî ala Şerhi’l-kebîr, D’arü’l-fikr, c. II, s. 482. Kanunlar: 2004 Tarihli Katar Anayasası (Düstûr-ı Katar). 11 Numaralı 2004 Tarihli Katar Ceza Kanunu. 22 Numaralı 2004 Tarihli Katar Medenî Kanunu. 22 Numaralı 2006 Katar Aile Kanunu. 4 Numaralı 1962 Katar İş mahkemelerinin Kurulması Kanunu. 1 Numaralı 1964 Tarihli Katar Kamu Konutları Kanunu. 2 Numaralı 2007 Tarihli Katar İskân Kanunu. 21 Numaralı 1989 Tarihli Katar Yabancılarla Evlenme Kanunu. 2 Numaralı 1985 Tarihli Sosyal Güvenlik Kanunu. 2 Numaralı 2004 Tarihli Özel İhtiyaçlar Kanunu. 22 numaralı 2005 tarihli Çocukların Deve Yarışlarına Katılması ve Çalıştırılmasına İlişkin Kanun. 2001 Tarihli Maskat Vesikası Körfez Arap İşbirliği Ülkeleri Ahvâl eş-Şahsiyye Kanunu. İnternet Siteleri https://www.angloinfo.com/how-to/qatar/moving/residency.ni müvekkili ile evlendirme yetkisine sahip değildir

Irak’ta İslam Aile Hukuku (Mülahhas)

Genel Veriler

Resmi Adı: Irak Cumhuriyeti
Yönetim Şekli: Federal Parlamenter Cumhuriyet
Devlet Başkanı: Berhem Salih (2020)
Başbakan: Mustafa el-Kazımi  (2020)
Nüfus: 38,433,600 (2018)
Yüzölçümü ( km²): 437,072


Bağımsızlık

3 Ekim 1932  (İngiltere’den)

(Osmanlı Dönemi:           16. Yüzyıl-1921

İngiliz Mandası:               1921-1932

Irak Krallığı:                     1932-1958

Ba’s Tek Parti Dönemi:    1958-2003

Federal Cumhuriyet:         2003-                )


Kanunun Adı

Kânûnu’l-Ahvâli’ş-Şahsiyye


Kanun Linki

قانون الأحوال الشخصية


Kanunname Tarihi – Tadiller

1959-1978-1985-2003


Yargısal Yapı

Şer’i mahkemelerin yanı sıra Caferî kesimler için Sivil (Medenî) mahkemeler var. Ayrıca gayrimüslimler ve birtakım özel statü sahipleri (İsrailliler, Katolikler vb.) kendi özel mahkemelerine gidebilmektedir.


Nişan

Nişan uygulamaları “akit” kapsamında değerlendirilemez. Manevi zarar söz konusu olduğunda kusurlu taraf diğer tarafa belli bir miktar bedel öder. Hediyeler ise “hibe”” hükümlerine tâbidir.


Nikah Engelleri

Sürekli

      • Kan hısımlığı;
      • Sıhri hısımlık;
      • Süt hısımlığı (md. 12-13-14-15).

Süreli

      • Beşinci eş ile evlenme;
      • Semavî bir dine mensup olmayan biriyle evlilik;
      • Halen evli bir kadınla evlilik;
      • Bâin talak ile boşama işlemi gerçekleşen kadın ile evlilik;
      • Aynı erkeğin iki eşinin evlenme engeli olacak kadar akraba olması (iki kız kardeş gibi). (Md. 13-17).

Nikahın Rükün ve Şartları

Rükünler; icap ve kabul (Md. 4).

Şartlar;

1. İcap ve kabulün aynı mecliste olması;

2. Âkidândan her birinin diğerini duyması;

3. Kabulün icaba muvafık olması;

4. Kanunî ehliyet sahibi ik şahidin bulunması;

5. Akdin hehangi bir şarta bağlanmaması (Md. 6).


Nikahın Memur Önünde Kıyılması ve Tescili

Evlenmek isteyen taraflar özel bir mahkemeye gidip hiçbir vergi veya ücret ödemeksizin evliliklerini kaydettirirler (10. madde)


Nikahın Tarafları-Velinin Rolü-

Evlilik ehliyetine sahip kişiler veli izni almaksızın evlenebilirler. “Herhangi bir akraba veya yabancı birisi erkek olsun kadın olsun kimseyi rızası olmaksızn ikrah yoluyla evlendiremez. Böyle bir nikah batıl sayılır.” (Md. 9)


Evlilik Minimum Yaşı

18


Karı-Kocanın Hak ve Görevleri

Koca:

Kocanın hak ve görevleriyle ilgili herhangi bir madde bulunmamktadır.

Karı:

Haklar; Mehir (md. 19), nafaka (md. 23), tefrik talebi (md.43), Hidâne (md. 57). Görevler; Çocuğunu emzirmek (md. 55).


Nafaka Kapsamı

“Nafaka; yemek, giyim, oturacak yer, tedavi ücreti ve yardımcı olacak hizmetçiyi kapsar.” (Madde 24.)


Mal Rejimi

Mal ayrılığı esası kabul edilmiştir.


Çok Eşlilik

Birden fazla evlilik yapmak isteyen kimse ancak kâdı izniyle evlenebilir. Şu iki husus meydana gelmesi gerekir: a. Her iki eşi geçindirebilecek gelir vergisi veya ticâret odasından alınan malî durumu gösteren belgenin ibrazı. b. Birinci eşin evlilik görevlerini yerine getiremeyecek şekilde hasta, kısır veya nâşize olması.


Boşanmada Yetki (Koca-Mahkeme-Karı)

Kocanın talak yetkisi tanınır; ancak kadının şayet geçerli bir boşanma sebebi varsa mahkemeye başvuru yapıp boşanabilmesi (tefrîk) de mümkündür (md. 43).


Talak ve Tescil


Gaib ve Mefkud

Gaipliği resmi makam tarafından sabit olan kocanın karısı, eşinden tefrik olmasını mahkemeden isteyebilir. Fakat kocanın gaipliğinden en az dört yıl geçmesi gerekmektedir.


Boşanma Sonrası Nafaka

Koca iddet döneminde olan kadının nafakası üstlenmek zorundadır. İddet döneminde evlilik mânen devam ettiği için nafaka miktarı aynı evlilik dönemindeki gibi olmalıdır.


İddet

Zifaf gerçekleştikten evlilik birliğinin sona ermesi, bu sona erme dönülebilir boşama, küçük bâin, büyük bâin ya da tefrik, fesih olabilir. Kocanın ölmesi halinde, zifaf olmasa bile bekleme süresine uyulması gerekmektedir.” İddetin çerçevesi hususunda Hanefi mezhebi esas alınmıştır.”


Mehir

“Kadın, akitle birlikte mehr-i müsemmâya hak kazanır; şayet akitte mehir zikredilmez veya kabul edilmezse mehr-i müsemmâ alır.” (Md. 19)


Hidane

Anne, şayet çocuk zarar görmeyecekse gerek evlilik esnasında gerekse ayrılıktan sonra çocuğun bakımını üstlenmeye daha çok hak sahibidir.


Çocukların Nafakası

Baba fakir bir durumda olmayıp çocuğun da malı yoksa baba üzerine nafaka vâciptir (Md. 59). Çocukların nafakaları; kız çocuğu evlenene kadar, erkek çocuğu ise -ilim talebesi değilse- para kazanacak duruma gelinceye dek devam eder.


Çocuğun Nesebi

Evliliğin üzerinden altı aylık bir süre geçmişse neseb baba adına sabit olur. (Md. 51).


Bağımsızlık Sonrası İslam Aile Hukuku Uygulamaları Öğrenci Sunumu

Kaynaklar

Faruk Abdullah Kerim, el-Vasît fî şerh-i Kânûni’l-Ahvâli’ş-Şahsiyye’l-Irâkî, Süleymaniye Üni., Hukuk Fak., 2014; Ahmed el-Kubeysî, el-Ahvalü’ş-Şahsiyye fi’l-fıkh ve’l-kadâ ve’l-kânûn; Abdülkâdir İbrahim, Muhâdarât Kânûni’l-Ahvâli’ş-Şahsiyye; Muhsan Abdulkader Saleh, “Türk ve Irak Hukukunda Genel Sebeplere Dayanarak Boşanma ve Sonuçları”, Yayımlanmamış Doktora Tezi, SÜ, Konya 2013; ILDP (Iraq Legal Development Project), “The Status of Women in Iraq: An Assessment of Iraq’s De Jure and De Facto Compliance with Intertational Legal Standarts”, July 2005Charrad, Mounira. “Family Law Reforms in the Arab World: Tunisia and Morocco”. United Nations Department of Economic and Social Affairs: United Nations, 2012.
Charrad, Mounira. “Tunisia at the Forefront of the Arab World: Two Waves of Gender Legislation”. Washington and Lee Law Review 64/4 (01 Eylül 2007): 1513.
İbn Rüşd, Muhammed b. Ahmed. Bidâyetü’l-müçtehid ve nihâyetü’l-muktesid. 4 Cilt. Kahire: Dâru’l-hadîs, 2004.
Khedher, Rayed. “Tracing the Development of the Tunisian 1956 Code of Personal Status”. Journal of International Women’s Studies 18/4 (01 Eylül 2017): 30-37.
“Tunisia Data Portal, Data Search”. Erişim: 27 Kasım 2019. http://dataportal.ins.tn/en.
Voorhoeve, Maaike. “Judicial Discretion in Tunisian Personal Status Law”. Family Law in Islam: Divorce, Marriage and Women in the Muslim World. Ed. Maaike Voorhoeve. Londra: I.B.Tauris, 2012.
Welchman, Lynn. Women and Muslim Family Laws in Arab States: A Comparative Overview of Textual Development and Advocacy. Amsterdam: Amsterdam University Press, 2007.”

Tunus’ta İslam Aile Hukuku (Mülahhas)

Genel Veriler

Resmi Adı: Tunus Cumhuriyeti
Yönetim Şekli: Cumhuriyet
Devlet Başkanı: Kays Said (2020)
Başbakan: İlyas el-Fahfah  (2020)
Nüfus: 11,722,038 (2019)
Yüzölçümü ( km²): 163,610

 


Bağımsızlık

20 Mart 1956  (Fransa’dan)


Kanunun Adı

Mecelletü’l-Ahvali’ş-Şahsiyye


Kanun Linki

مجلة الأحوال الشخصية


Kanunname Tarihi – Tadiller

1958, 1964, 1966, 1976, 1981, 1993, 2007, 2008 ve 2010


Yargısal Yapı

Şer’i mahkemeler kaldırılmıştır, yalnızca nizami mahkemeler bulunmaktadır


Nişan

Verilen sözler evlilik olarak kabul edilmez. Evlilikten önce tarafların birbirlerine verdiği hediyeleri nişanı bozmayan taraf nişanı bozan taraftan alabilir. Nişanı bozma durumuna bakılmaksızın özel bir şart bulunuyorsa da hediyeler geri alınabilir.


Nikah Engelleri

Sürekli

      • Üç talakla boşanma
      • Akrabalık
      • Sıhriyet
      • Süt akrabalığı

Süreli

      • Evlilik ya da iddet sebebiyle bir başkasının hakkının taalluk etmesiyle olmaktadır.

Nikahın Rükün ve Şartları

Nikahın geçerliliği için sika kişilerden iki kişinin şahitliği ve mehrin belirtilmiş olması gerekmektedir


Nikahın Memur Önünde Kıyılması ve Tescili

Nikahın nasıl kıyılacağı ile ilgili hükümler kanunda düzenlenmemiştir.


Nikahın Tarafları-Velinin Rolü-

Nikahta yalnızca karı-kocanın rızası gerekmektedir. Eğer evlenecek kişi kısıtlıysa veli ile annenin izin vermesi halinde nikah geçerli olur. Kısıtlı kişi velinin izin vermemesi halinde mahkemeye başvurarak hakimin onayı ile evlenebilir


Evlilik Minimum Yaşı

18


Karı-Kocanın Hak ve Görevleri

Koca:

•Kanununda karı-kocanın birbirlerine iyi davranmaları, kocanın eşini iyi şartlarda yaşatması, eşine kötü muamelede bulunmaması ifade edilmiştir.

Karı:

•Aile reisi olan erkeğe itaat etmesi gerektiği (kanundan çıkartılıyor sonra) belli sınırlar içerisinde kocası ne emrederse bunu yerine getirmesinin gerekli olduğu söylenmiştir. Ayrıca kadınlara dair olan işlerde adet ve örfün belirlediği işleri yapmasının gerekli olduğu belirtilmiştir.


 

Nafaka Kapsamı

Kadının zarar görmesine binaen gerçekleşen ayrılıkta kanun nafaka hükmünü şu şekilde vermiştir: Kadının iddetinin sona ermesinden sonra aylık olarak kadının evlilik hayatında alışageldiği mesken hakkı gibi meseleler üzerinden kadına nafaka verilir. Erkeğin maddi durumunda artış ya da azalma olması halinde müracaata binaen verilen nafaka bedelinde değişiklik olabilir. Verilecek nafaka kadının vefat etmesi, yeni bir evlilik yapması ya da zenginleşmesi sebebiyle sonlanır. Erkek nafakayı ödemezse terekesinde borç olarak kalır.


Mal Rejimi

Mal ayrılığı esası kabul edilmiştir.


Çok Eşlilik

1956’dan beri yasaktır.


Boşanmada Yetki (Koca-Mahkeme-Karı)

Mahkeme


Talak ve Tescil

Talak, yalnızca mahkeme huzurunda verilebilmektedir.


Gaib ve Mefkud

Koca gaip olup ardında ne bir mal ne de karısı için nafaka bırakmamışsa ayrıca karısının nafakasını temin için bıraktığı birisi yoksa kadının talebine binaen hakim, kocanın dönmesi için bir ay süre şart koşar. Bu süre içerisinde koca gelmezse, kadının yemini ile boşamaya hükmeder.


Boşanma Sonrası Nafaka

Kadının zarar görmesine binaen gerçekleşen ayrılıkta kanun nafaka hükmünü şu şekilde vermiştir: Kadının iddetinin sona ermesinden sonra aylık olarak kadının evlilik hayatında alışageldiği mesken hakkı gibi meseleler üzerinden kadına nafaka verilir. Erkeğin maddi durumunda artış ya da azalma olması halinde müracaata binaen verilen nafaka bedelinde değişiklik olabilir. Verilecek nafaka kadının vefat etmesi, yeni bir evlilik yapması ya da zenginleşmesi sebebiyle sonlanır. Erkek nafakayı ödemezse terekesinde borç olarak kalır.


İddet

Kadının bekleyeceği iddet süresi Tunus Mecelle-i Ahkâm-i Şahsiyye’nin (TMAŞ) 34-36. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre boşanma sebebiyle kadının bekleyeceği iddet 3 aydır. Ölüm iddeti sebebiyle beklenecek iddet 4 ay 10 gün, hamile olanın bekleyeceği iddet ise çocuğunu doğuracağı vakte kadardır. Mefkud olan kişinin bekleyeceği iddet ölüm iddeti süresincedir. Ancak bu sürenin başlayabilmesi için mahkeme tarafından kocanın mefkud olduğuna dair kararın çıkması gerekmektedir.


Mehir

Mehir için bir alt-üst sınır belirtilmemiştir. Yalnızca “mübah ve iktisadi değere sahip olan bir mal” denilmiş ve bu meselede Maliki mezhebinin görüşü esas alınmıştır. Mehir olarak verilen malın kadına ait olduğu ifade edilmekle birlikte 1993 yılında getirilen değişiklikle daha önce mevcut olan “dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir” ibaresi kaldırılmıştır.


Hidane

Anne, çocuğuna bakmayı reddediyorsa kendisinden başka birisinin olmaması hali dışında çocuğa bakması için icbar edilemez. Çocuğun masraflarının giderilmesi, çocuğun sahip olduğu mal varsa buradan karşılanır. Aksi halde baba, çocuğun bakımı ile ilgili masrafları öder. Babanın bir diğer sorumluluğu anne ile çocuğun bakım süresi boyunca oturacakları evin giderlerini karşılamaktır. Babanın bu konuda yapacağı ödemeler maddi gücü, çocuğun ihtiyaçları ve o dönemki ekonomik koşullara göre belirlenir.


Çocukların Nafakası


Çocuğun Nesebi

Nesep; sahih evlilik (firaş), babanın ikrarı veya güvenilir (sika) iki kişinin şahitliği ile sabit olur. Eşlerin birbirleriyle ilişkiye girmemesine rağmen doğan çocuğun inkar edilmesi halinde nesep sabit olmaz. Aynı şekilde nesebin doğruluğunu imkansız kılacak bir durum söz konusu ise ikrar edilse bile nesep sabit olmaz. Nesebin kesilmesi durumunda ise çocuk, babanın asabesi olmaktan çıkar bunun yanında miras ve nafaka haklarından da mahrum olur. Babanın, çocuğun kendisinden olmadığı iddia etmesi durumunda yalnızca hakimin bu durum üzerine hüküm vermesi halinde çocuk onun nesebinden çıkar. Aksi durumda hakim böyle bir hüküm vermemişse baba-evlat ilişkisi devam eder.


Kaynaklar

“Anderson, J. N. D. “The Tunisian Law of Personal Status”. The International and Comparative Law Quarterly 7/2 (1958): 262-279.
Charrad, Mounira. “Family Law Reforms in the Arab World: Tunisia and Morocco”. United Nations Department of Economic and Social Affairs: United Nations, 2012.
Charrad, Mounira. “Tunisia at the Forefront of the Arab World: Two Waves of Gender Legislation”. Washington and Lee Law Review 64/4 (01 Eylül 2007): 1513.
İbn Rüşd, Muhammed b. Ahmed. Bidâyetü’l-müçtehid ve nihâyetü’l-muktesid. 4 Cilt. Kahire: Dâru’l-hadîs, 2004.
Khedher, Rayed. “Tracing the Development of the Tunisian 1956 Code of Personal Status”. Journal of International Women’s Studies 18/4 (01 Eylül 2017): 30-37.
“Tunisia Data Portal, Data Search”. Erişim: 27 Kasım 2019. http://dataportal.ins.tn/en.
Voorhoeve, Maaike. “Judicial Discretion in Tunisian Personal Status Law”. Family Law in Islam: Divorce, Marriage and Women in the Muslim World. Ed. Maaike Voorhoeve. Londra: I.B.Tauris, 2012.
Welchman, Lynn. Women and Muslim Family Laws in Arab States: A Comparative Overview of Textual Development and Advocacy. Amsterdam: Amsterdam University Press, 2007.”

 

Nafakāt

Sözlükte nafaka kelimesi “çıkmak, gitmek, sarf etmekmânalarını ifade eder. Ve bir insanın iyaline sarf ve infak ettiği şeye denir. Ömer Nasuhi Bilmen Istılahi olarak nafakayı; taam, sükna, kisve ile bunlara tabi olan şeylerden ibarettir diye tanımlarken de örfen yalnız taama ıtlak olunur der.Bu itibar iledir ki, diğerleri nafaka üzerine atıf olunarak: nafaka, kisve ve sükna denilir. Cem’i: nafakat ve nifaktır. Nafaka terimi sadaka yerine de kullanılır. Kişinin başka varlıkları görüp gözetme yükümlülüğü belirli yakınlarıyla sınırlı olmayıp köle, hayvan ve cansızlara karşı da bu kapsamda sorumlulukları bulunduğundan İslâm hukukçuları tarafından nafaka için değişik tarifler verilmiştir. Buna göre nafakanın terim anlamı, “hayatiyetin ve yararlanmanın devamlılığını sağlamak için yapılması zorunlu olan harcamalar” şeklinde ifade edilebilir. Kur’an’da nafaka kelimesi iki yerde (el-Bakara 2/270; et-Tevbe 9/121), infak masdarından türeyen kelimeler ise yetmişten fazla yerde geçer (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “nfḳ” md.). Hadislerde de nafaka ve aynı kökten türetilmiş kelimeler yaygın olarak kullanılmıştır. (Wensinck, el-Muʿcem, “nfḳ” md.). Nafaka terimi genel olarak ikiye ayrılır: a)kişinin kendisine gerekli olan geçim harcaması. Bu başkasına vereceği nafakadan öndedir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:”Önce kendi nefsine, sonra nafakası sana gerekli olan kimselere tasadduk et”. b)Kişinin, başkalarının geçim harcamalarını karşılaması. Bu çeşit nafaka üç nedenden birine dayanır: Evlilik, nesep hısımlığı veya mülkiyet bağı.

İslâm hukukunda nafaka kavramı ve yükümlülüğünün aile hukukuyla sınırlı olmadığı, günümüz hukuk düşüncesinde üzerinde önemle durulup geliştirilmeye çalışılan sosyal adalet, hayvan hakları ve çevrenin korunması kavramlarını çağrıştıracak şekilde düzenlemeler yapılarak kişinin sorumluluğu altında bulunan diğer canlıların ve hatta canlı olmayanların varlık ve verimliliklerini devam ettirebilmeleri için yapılması gereken harcamaları da kapsadığı görülmektedir. Bu sebeple fıkıhtaki nafaka hükümlerini incelerken, aile hukuku ilişkisinden doğan, mülkiyet ilişkisinden doğan nafaka türlerini ayırt etmek uygun olur. Aile hukuku ilişkisinden doğanlar evlilik ve hısımlık nafakası, mülkiyet ilişkisinden doğanlar da kölelerin, hayvanların ve cansız varlıkların nafakası olmak üzere kısımlara ayrılır.

1-EVLİLİK NAFAKASI

İslâm hukukçuları nafaka yükümlülüğünün evlilik akdinin hukukî sonuçlarından olduğu hususunda fikir birliği içindedir. Evlilik süresince bu yükümlülük devam eder; evliliğin sona ermesi halinde iddet nafakası ödenip ödenmemesi evliliği sona erdiren sebebe göre değişiklik gösterir (aş.bk.). Konuya ilişkin âyet ve hadislere binaen (el-Bakara 2/228, 229, 233, 236; en-Nisâ 4/19; et-Talâk 65/1, 6, 7; Buhârî, “Nafaḳāt”, 1, 9; Müslim, “Zekât”, 38, “Aḳżıye”, 7; Ebû Dâvûd, “Nikâḥ”, 40-41; Tirmizî, “Tefsîr”, 9) İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu evlilik nafakasında -fakir, gāib veya hasta bile olsa- kocanın nafaka borçlusu, kadının -zengin de olsa- nafaka alacaklısı olduğu noktasında ittifak etmiştir. Zâhirî hukukçusu İbn Hazm’a göre zengin olan kadın kocasının nafakasını temin etmekle yükümlüdür (el-Muḥallâ, X,   92).

Nafaka borçlusu olan koca, karısının normal şekilde hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaç maddelerini temin etmek, yazlık-kışlık ayırımına dikkat ederek giyim ihtiyacını karşılamak, sosyal durumuyla mütenasip dayalı döşeli bir mesken temin etmek zorundadır. Bu hususlarda eşlerin malî durumu ve çevrenin örf ve âdeti dikkate alınır. Koca birlikte ikamet edecekleri evi karısından kiralamışsa kira bedelini ödemekten imtina edemez. Birden fazla eşi varsa her birine sosyal konumuna uygun müstakil mesken temin etmekle mükelleftir. Kadın, kocasının bir başka evlilikten olup henüz ergenlik çağına ulaşmamış çocuğu hariç onun hısımlarıyla aynı meskende oturmaya zorlanamaz. Kadın da kocasının müsaadesi olmadan küçük bile olsa önceki kocasından olma çocuğunu veya bir yakınını müşterek hânede bulunduramaz. Mâlikîler, bakımını üstlenen kimse bulunmadığında kadının da küçük çocuğunu yanına alabileceği kanaatindedir. Kadın, hastalığı sebebiyle veya sosyal konumu itibariyle evin iç işlerini bizzat yapamıyorsa hukuken buna zorlanamaz, bu durumda zengin olan koca karısına hizmetçi tutmak zorundadır. Kadının evlilik nafakasına hak kazanabilmesi için kocasıyla arasında sahih bir nikâh akdinin bulunması, kocasıyla birlikte müşterek hânede ikametten ve evliliğin tabii gereklerini yerine getirmekten imtina etmemesi gerekir. Din ayrılığı nafaka borçlusu olma sıfatını etkilemediğinden Ehl-i kitap’tan bir kadınla evli olan müslüman koca onun nafakasını temin etmek   zorundadır.

Evlilik nafakası alacak hükümlerine tâbidir. Mâlikî, Şâfiî ve Zâhirî mezheplerine göre evlilik nafakasının borç mahiyetini kazanması için nafaka miktarının eşlerce veya mahkemece belirlenmiş olması gerekmez, kadın nafaka alacaklısı sıfatını iktisap ettiği andan itibaren nafaka kocanın borcu haline gelir. Hanefî, Hanbelî ve Zeydî mezheplerine göre miktarı belirlenmemiş nafaka alacak vasfını kazanmadığından kocanın zimmetinde borç haline gelmez. Nafaka alacağı diğer alacaklardan önce gelir, aslî ve temel ihtiyaçlardan olduğu için haczedilemez. Zevce geçmişe ait birikmiş nafakalarından feragat edebilirse de ileriye dönük nafaka hakkından feragat etmesi geçerli değildir. Gerek mahkemece gerekse tarafların rızasıyla kararlaştırılan nafaka alacağı koca yaşadığı sürece zaman aşımına uğramaz. Önceden tesbit edilmemiş nafaka alacağı ise bir aylık zaman aşımına tâbidir.

Koca karısının nafakasını ödemez veya eksik öderse kadın yargı yoluna başvurabilir; bu durumda hâkim tarafların malî ve sosyal durumlarını dikkate alarak nafakanın miktarını tayin eder. Kocanın mahkemeye celbi mümkün değilse eşinin nafaka talebi kocanın gıyabında dinlenir ve dava neticeye bağlanır. Hatta mahkeme, kadına karar altına alınan nafakasını karşılayabilmesi için kocasının mülkiyetindeki nakit ve temel gıda maddeleri gibi nafaka cinsi mallardan harcama izni verebilir; kira gelirleri ve maaşı da bu kapsamdadır. Hanefî mezhebine göre kocanın nafaka cinsinden olmayan arazi, bina gibi taşınmazları, taşıt ve ev eşyası türünden taşınırları onun gıyabında satılamaz (İbn Âbidîn, III, 605). Mâlikî mezhebine göre gāib kocanın taşınmazları gıyabında satılabilir (Muhammed b. Abdullah el-Haraşî, IV, 200). Nafaka kocanın mal varlığından karşılanamıyorsa mahkeme kadına, kocası adına üçüncü kişilerden borç alma yetkisi verebilir. Şâfiî mezhebine göre nafakanın ödenmemesi durumunda hanımın talebiyle mahkeme eşleri ayırmaya yetkilidir. Hanefî mezhebine göre hâkim bu yetkiye sahip olmadığından Hanefî hâkimin böyle bir durumda kendi yerine Şâfiî hâkimi halef kılabileceği belirtilmiştir.

Kocanın ölümü halinde kadın hamile olsa bile İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre iddet nafakası söz konusu olmayıp mirasçı sıfatıyla kocasının terikesinden hissesine düşeni alır. Hanefî, Zâhirî ve Ca‘ferîler’e göre kocası ölen kadının mesken hakkı da bulunmazken Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler kadına bu hakkı tanımaktadır. Zeydîler ise bu durumda kadının nafaka hakkının bulunduğu, fakat mesken hakkının bulunmadığı kanaatindedir. Ayrılık kocanın boşaması sebebiyle meydana gelmişse dönülebilir (ric‘î) talâkta kadın hamile olmasa bile iddet nafakasını hak eder. Dönüşşüz (bâin) talâkta kadının hamile olması durumunda fakihlerin büyük çoğunluğu nafakaya hak kazanacağı görüşündedir. Hamile değilse Hanefîler’e göre meskenle birlikte nafaka hakkı, Mâlikî ve Şâfiîler’e göre sadece mesken hakkı tanınır; Hanbelî ve Ca‘ferîler’e göre ise gerek nafaka gerekse mesken hakkı söz konusu değildir. Zâhirîler bâin talâkla boşanan kadının hamile olsun olmasın nafaka ve mesken hakkı bulunmadığı, Zeydîler ise sadece nafaka hakkına sahip olduğu kanaatindedir. Evlilik kocanın irtidad etmesi veya hürmet-i musâhare meydana getirecek bir fiili işlemesi sebebiyle yahut kadının bulûğ muhayyerliği, akde konan kefâet şartının gerçekleşmemesi, mehrinin emsallerinden düşük olması veya sağlık gerekçelerine dayanarak yaptığı başvuru üzerine hâkimin nikâhı feshetmesi suretiyle sona ermişse koca iddet nafakası ödemekle mükelleftir. Kadının irtidadı veya hürmet-i musâhareye sebebiyet vermesi halinde ise iddet nafakası talep edemez.

2-HISIMLIK NAFAKASI

Yardıma muhtaç durumda olanlara çevresindeki kişilerin imkânları nisbetinde yardımda bulunması din ve ahlâk kurallarının gereği olmakla birlikte hukuk düzenleri genellikle belirli düzeydeki yakınların bazı durumlarda birbirine yardım etmesini hukukî müeyyideye bağlamıştır. İslâm hukukçuları da ebeveyn-evlât ve birbirinin mirasçısı olan akraba arasında yardımlaşma ve nafaka yükümlülüğüne işaret eden âyet ve hadislerle (el-Bakara 2/233; el-İsrâ 17/23; el-Ankebût 29/8; Lokmân 31/14; Müsned, II, 226; IV, 64, 163; V, 377; İbn Mâce, “Ticârât”, 64; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 119-120; “Büyuʿ”, 77) fıkhın genel ilkeleri ışığında hısımlık nafakasıyla ilgili zengin bir doktrin oluşturmuşlardır.

Hısımlık nafakası aralarında kan bağı bulunan yakınlar bakımından söz konusu olur; sıhrî hısımlık ve süt hısımlığı nafaka yükümlülüğü doğurmaz. Hısımlık nafakasında yükümlülük karşılıklıdır; bugün nafaka alacaklısı olan hısım şartların değişmesiyle aynı yakınına karşı nafaka borçlusu durumuna gelebilir. İslâm hukukçuları hangi kan hısımlarının birbirinden nafaka alabileceği konusunda farklı görüşlere sahiptir. Hanefî mezhebinde hısımlık nafakası usul-fürû (anne, baba, büyükanne ve büyükbabalar; çocuklar ve torunlar) ve mahrem (birinin kadın diğerinin erkek olduğu var sayıldığında evlenmeleri yasak olacak) yakınlar arasında uygulanır; yani zevi’l-erhâmdan olan amca, dayı ve hala, teyze gibi yakınlar da bu kapsamdadır. Hanbelî ve Zeydî mezhebinde usul-fürû başta olmak üzere ashâb-ı ferâiz ve asabe olarak birbirine mirasçı olabilecek yakınlar esas alınmıştır. Şâfiî ve Ca‘ferî mezheplerinde nafaka yükümlülüğü sadece usul-fürû, Mâlikî mezhebinde sadece ana-baba ve çocuklar arasında cereyan eder. Zâhirîler’e göre ise usul-fürû, kardeşler, diğer mahrem yakınlar ve mirasa hak kazanabilecek durumda olan (hacbedilmemiş) diğer asabe nafaka mükellefiyeti kapsamındadır. Fıkıh terminolojisinde gerek Allah hakları gerekse kul hakları kapsamındaki malî yükümlülüklerini yerine getiremeyecek derecede darda olan kişiye “mu‘sir”, bu duruma “i‘sâr” denir. Fakihler, nafaka mükellefiyeti bakımından özel bir öneme sahip olan bu halin ispatını da belirli kurallara bağlamıştır. (Mv.F., V, 246-256).

Yeterli mal varlığı veya geliri olmayan çocukların nafakaları ergenlik dönemine kadar -kimlerin nafaka yükümlüsü sayıldığına ilişkin görüşler çerçevesinde- babaları, yoksa diğer usulleri veya yakınlarınca karşılanır. Bununla birlikte çocukluk dönemindeki fürûun, yeterli mal varlığı veya geliri varsa usulü ya da diğer yakınlarının nafakasını karşılama zorunluluğu bulunmayıp masrafları kendi mal varlığından karşılanabilir. Ergenlik çağına girmiş olan erkek fürû, kötürümlük, aklî dengesindeki bozukluk, öğrencilik veya askerlik gibi sebeplerle gelir temininden âcizse ya da çalışıp kazanma hürriyetine sahip değilse, yine bu çağa ulaşmış kız evli değilse -gelir temininden âciz olmasa bile- nafakası yine usulü veya hısımları tarafından karşılanır. Usul erkekse zengin olmasa da çalışıp kazanarak fürûunun nafakasını karşılamak zorundadır; kadınsa nafaka borçlusu sayılabilmesi için zengin olması şarttır. Usul dışındaki hısımların nafaka borçlusu sayılmaları da zenginlik şartına bağlanmıştır; fakir olmaları durumunda çalışarak nafaka ödemek zorunlulukları yoktur.

Usulün fürûdan nafaka alabilmesi için fakir olması şarttır. Bu hususta İslâm hukukçuları görüş birliği içindedir. Bazı fakihler ayrıca çalışıp kazanma gücünden de mahrum olması gerektiğini ifade eder; ancak fakirliği yeterli bulan görüş İslâm hukukunun genel prensiplerine daha uygundur (Hassâf, s. 17; Kâsânî, IV, 35; Erbay, s. 114). Öte yandan fürûun fakir olan, fakat çalışıp kazanma imkânına sahip bulunan usulünün nafakasını teminle yükümlü kılınabilmesi için zengin olması şarttır. Kötürümlük gibi bir sebeple sürekli âcizlik içerisindeki fakir usulün nafakasından sorumlu olması için zengin olması şart değildir, çalışıp kazanma imkânına sahip olması yeterlidir; bu durumda mahkeme fürûun çalışıp kazanarak usulünün nafakasını sağlamasına hükmedebilir. Usul-fürû dışındaki yakınların birbirlerinden nafaka isteyebilmeleri için fakirlikleri yanında çalışıp kazanma imkânından da mahrum olmaları şarttır. Kendisine bakacak bir hısımı bulunmayan kimsenin nafakasının devlet tarafından karşılanacağı hususunda İslâm hukukçuları ittifak halindedir.

Hanefî, Zeydî, Zâhirî ve Ca‘ferî mezheplerine göre birden fazla fürû usulün nafaka talebine muhatapsa usule en yakın olanı nafaka ile yükümlü olur. Meselâ nafaka alacaklısı durumundaki usulün fürû olarak oğlunun oğlu ile kızı bulunuyorsa nafakanın tamamı kızı tarafından karşılanır. Aynı yakınlık derecesinde birden fazla fürû bulunduğunda eşit hisseler halinde usulün nafakasını temin ederler. Fürûun nafaka mükellefi kılınabilmesi için usulünün vârisi olup olmaması, eğer vâris ise mirastaki pay oranı önemli değildir; esas olan yakınlıktır. Meselâ nafaka alacaklısı usulün bir kızı ve bir oğlu varsa nafaka borcunu eşit olarak öderler. Şâfiî mezhebinde fürûun yakınlık dereceleri farklı ise en yakın olanı, yakınlık dereceleri aynı ise usulün mirasçısı olanların hepsi mirastaki hisseleri dikkate alınmaksızın nafaka yükümlüsü sayılır. Hanbelî mezhebinde fürûun nafaka yükümlülüğü usulden alabilecekleri miras hisseleri nisbetindedir. Mâlikî mezhebinde ise ana-baba nafaka alacaklısı olduğunda çocuklarının tediye güçleri farklı ise her biri zenginlik derecesine göre ödemede bulunur.

Birden fazla usulün nafaka talebine muhatap olan fürûuun malî gücünün yalnız birinin nafakasını karşılamaya yetmesi durumunda nasıl bir yol izleneceği hususunda İslâm hukukçuları farklı görüşlere sahiptir. Nafaka alacaklısı anne ile baba ise bazı fakihlere göre fürû önce annesinin nafakasını karşılamalıdır, çünkü kadın gelir temininden âciz sayılır, ayrıca Hz. Peygamber iyilik yapılması gerekenlerin başında anneyi saymıştır. Bazıları, çocuğun nafakasından ilk önce baba sorumlu olduğu için önceliğin babaya tanınması gerektiği kanaatindedir. Diğer bir görüşe göre ise bu durumda fürûun ödeyebileceği nafaka miktarı anne ve babası arasında eşit olarak taksim edilmelidir. Nafaka borçlusu yalnız bir kişinin nafakasını karşılayacak durumda olmasına rağmen küçük çocuğu ile babası kendisinden nafaka talebinde bulunuyorsa Hanefî hukukçuların çoğunluğuna göre öncelikle küçük çocuğun nafakasını karşılamalı, bir kısım Hanefîler’le Mâlikîler’e göre tediye edebileceği miktarı ikisi arasında eşit şekilde pay etmelidir. İki kız veya iki erkek kardeşin birlikte nafaka talep etmesi durumunda biri küçük, biri yetişkin ise ister erkek ister kız olsun öncelikle küçüğün nafakası karşılanır. Nafaka talebinde bulunan kardeşlerin biri erkek, biri kız ise öncelikle kız kardeşin nafakası karşılanır. Baba ile dedenin birlikte nafaka talep etmesi durumunda öncelikle babanın nafakası karşılanır. Şâfiî hukukçularına göre yalnız bir kişinin nafakasına yetecek malî gücü olan yükümlü birden fazla alacaklısının talebiyle karşılaştığında önce küçük çocuğuna, sonra sırasıyla annesine, babasına, yetişkin çocuğuna ve kaçıncı batından olursa olsun dedesine ödemede bulunur.

Hanefî mezhebine göre hısımlık nafakasıyla ilgili alacak mahkemece takdir edilen yahut usul veya fürûdan olan alacaklının nafaka yükümlüsüyle anlaştığı, mahkemeye başvurması mümkün olmamışsa ihtiyaç halinin doğduğu tarihte başlar. Hanefî mezhebi dışındaki hukukçular başlangıç için mahkemenin takdirinin şart olmadığı, ihtiyaç halinin doğmasının yeterli olduğu görüşündedir. Nafaka, insanın hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan ihtiyaçların tamamını içine alır. Kaynaklarda bu ihtiyaçlar arasında gıda maddeleri, giyim eşyası, mesken ve mesken için lüzumlu ev eşyaları, hizmetçi masrafları, küçüklerin bakım giderleri, tedavi ve hekim harcamaları, evlendirmedeki çeyiz masrafları ve ölüm halindeki defin masrafları sayılmıştır. Bunların tamamının nafaka kapsamında sayılıp sayılmayacağı hususunda farklı görüşler bulunsa da İslâm hukukçularının, ihtiyaçların karşılanmasında lüks ve gösterişe kaçmamak kaydıyla genel prensiplere ve özellikle örfe göre mâkul bir belirleme yapılması gerektiği noktasında birleştikleri görülür.

3-MÜLKİYET NAFAKASI

Kölelerin Nafakası. İslâmiyet, köleliğin zaman içinde ortadan kalkmasına imkân verecek bir zemin oluşturma yolunu seçtiğinden (sebepleri için bk. KÖLE), bir yandan kölelerin hürriyetlerine kavuşturulması, öte yandan bu sosyal gerçeklik devam ettiği sürece onların hak ve menfaatlerinin gözetilmesi için tedbirler almıştır. Kur’an ve Sünnet’in bu yöndeki emir ve tavsiyeleri fıkıh doktrinlerini kölelerin nafakası konusunu da ele almaya, onların hak ve vecîbelerini hukuk çerçevesinde düzenlemeye yöneltmiştir. Özellikle Hz. Peygamber’in kişinin maiyetindeki kölesinin kendisinin kardeşi hükmünde olduğunu belirtip ona yediğinden yedirmesini, giydiğinden giydirmesini, gücünün üstünde iş yüklememesini, yüklediği takdirde ona yardım etmesini emretmesi (Buhârî, “ʿIṭḳ”, 5; Müslim, “Zühd”, 74; İbn Mâce, “Edeb”, 10) nafakayla ilgili hükümlerin belirlenmesinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Kendi dönemlerindeki sosyal olgunun da tesiriyle fıkıh eserlerinde geniş biçimde işlenen bu çerçevedeki hükümler şöylece özetlenebilir: Kölenin nafakası onun iâşe, giyim, mesken, sağlık ve her türlü temizlik masraflarını kapsar. Nafakanın miktarı kölenin ihtiyacını karşılayacak ölçüde olmalıdır; bu belirlenirken çevrenin sosyal durumu ve örfü dikkate alınır. Bazı hukukçulara göre köle evlenmek istediği takdirde sahibi tarafından evlendirilir. Kölenin sahibi, çalışıp kazanma imkânına sahip olan kölesinin nafakasını karşılamayı reddettiğinde köle çalışıp elde edeceği kazançla bizzat kendi nafakasını karşılar. Kölenin sahibi kölesinin çalışıp kazanmasına izin vermiyorsa mahkemece önce kölesinin nafakasını karşılaması veya çalışmasına izin vermesi hususunda kendisine tebligatta bulunulur, buna uymazsa mahkeme kararıyla sahibinin malından kölenin nafakası karşılanır (el-Ahkâmü’ş-şer‘iyye, md. 602-603).

4-HAYVANLARIN NAFAKASI

İslâm âlimleri özel mülkiyet hakkının, mâlik olunan mallar üzerinde hiçbir kayıt taşımayan mutlak tasarruf yetkisine sahip olma anlamına gelmediğine, eşyayı elinde bulunduran kişinin onunla ilgili bir tasarrufta bulunurken mülkün gerçek sahibinin Allah, kendisinin ise geniş mânada bir emanetçi hükmünde bulunduğunu kabullenerek şahsî yararını gözettiği kadar kamu yararını da gözetmesi gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Bu çerçevede hayvanların fert ve toplum için iktisadî bir değer olduğunu hatırlatan âyetler (en-Nahl 16/5-8, 80), insanlara olduğu kadar hayvanlara da merhamet gösterilmesini emreden hadisler (Buhârî, “Edeb”, 18, 27, 90; Ebû Dâvûd, “Ḥudûd”, 1; Tirmizî, “Birr”, 16) başta olmak üzere ilgili delilleri göz önüne alan fakihler hayvana karşı bakım ve gözetim sorumluluğu konusunu “hayvanların nafakası” adı altında ele alıp incelemişlerdir (Burhaneddin el-Mergīnânî, II, 49; el-Ahkâmü’ş-şer‘iyye, md. 628-633; Şeyh Nizam v.dğr., I, 573). Buna göre hayvanın hayatiyetini devam ettirip yapısına uygun biçimde verimliliğini sağlayacak her türlü harcama yanında sağlığıyla ilgili koruyucu tedbirlere ait masraflar ve baytarlık giderleri nafaka kapsamında mütalaa edilir (İbnü’l-Hümâm, III, 356; el-Ahkâmü’ş-şer‘iyye, md. 628-629). Hayvan nafakasının borçlusu, hayvanın sahibi veya ondan ivazsız olarak yararlanma hakkını elinde bulunduran kişidir. Hisseleri oranında müştereken mâlik oldukları hayvandan yararlanan paydaşlar onun nafakasından da aynı oranda sorumlu olurlar.

Ebû Yûsuf’a ve Hanefî mezhebi dışındaki çoğunluğa göre hayvanının sahibi nafakasını temin etmez ve durum mahkemeye intikal ederse hâkim bu vecîbeyi yerine getirmesine, getiremeyecekse onu satmasına veya başkasına kiralayıp nafakasını karşılamasına, bunlar sonuç vermediğinde, eti yenen türden ise hayvanını kesmesine hükmeder. Bu yollardan biriyle netice alınamadığı sürece hayvanın nafakası devlet tarafından, o da mümkün olmazsa çevredeki müslümanlar tarafından karşılanır. Hanefî mezhebine göre ise bu konuda hâkimin vereceği karar bir uyarı niteliğinde olup hayvan sahibinin sorumluluğu hukukî (kazâî) olmaktan çok dinî ve ahlâkîdir (diyânî). Öte yandan fıkıh kitaplarında ve Osmanlı Nafaka Kanunu taslağında nafaka konusuyla ilintisi kurularak hayvanlara iyi muamele edilmesi ve yavrularının bakımı gibi hususlar üzerinde de durulmuştur. Meselâ hayvana ağır yük yüklemek ve onu devamlı yürütmek hukuka aykırı sayıldığı gibi emziren hayvanın memesinde yavrusuna yetecek kadar süt ve kovanlarda kış mevsiminde arılara yetecek miktarda bal bırakmanın gerekli olduğu belirtilmiştir (el-Ahkâmü’ş-şer‘iyye, md. 630-633).

5-CANSIZ VARLIKLARIN NAFAKASI

Allah Teâlâ’nın evrendeki imkânları ve güzellikleri insanların yararlanmaları için yarattığını, bunun da insana tabiatı ve çevreyi koruma sorumluluğu yüklediğini belirten ve yeryüzünde tahribat yapanları yeren âyet ve hadislerden hareketle fakihler, mülkiyete konu teşkil eden cansız malların olabildiğince devamlılığını temin edecek ve kendilerinden beklenen gayeleri gerçekleştirecek masrafların yapılmasını zorunlu görmüşler ve bu hususu cansızların nafakası adı altında ele almışlardır. Buna göre bağ, bahçe, ekili-dikili arazi, mesken, han, hamam gibi yapıların bakım ve onarım giderleri, aynı şekilde park, bahçe gibi umumun menfaatine terkedilmiş yerlerin, kamu binalarının bakım ve gözetimleri nafaka kapsamında değerlendirilmiştir (İbnü’l-Hümâm, III, 356; el-Ahkâmü’ş-şer‘iyye, md. 634). Dolayısıyla fabrika, atölye, makine, nakil vasıtaları gibi malların korunması ve verimliliklerinin arttırılması için yapılan her türlü bakım, tamir giderleri ve yenileme masraflarını da nafaka kapsamında düşünmek gerekir.

Cansız malların nafakasından sahibi veya ivazsız olarak kullanım hakkını elinde bulunduran kişi sorumludur. Kamu hizmetine terkedilmiş park bahçe gibi yerlerle kamuya ait hizmet binalarının bakım ve gözetimi devlete aittir. Müşterek mülkiyet söz konusu ise her bir paydaş hissesi oranında nafakayı karşılar ya da hissesine düşen kısmın ürettiği menfaatten diğer ortaklar lehine vazgeçer. Aksi takdirde diğer paydaşlar yargıya başvurma hakkına sahiptir. Müstakil mülkiyette kendi malına karşı nafaka borcunu ifa etmeyen kişiye fakihlerin çoğunluğuna göre yargı yoluyla yaptırım uygulanmaz, “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” usulleri çerçevesinde gereken uyarılar yapılır; Zâhirî ve Ca‘ferî hukukçularına göre ise gerekli harcamaları yapmaya hâkim kararıyla zorlanır (İbn Hazm, VII, 123; Şehîd-i Sânî, II, 146). Zira onlara göre aksi davranış Kur’an’ın kötülediği ekili dikili şeyleri yok etme, dolayısıyla bozgunculuk yapma (el-Bakara 2/205) kapsamına girmektedir.

DEĞERLENDİRME

İslâm âlimlerinin Kur’an ve Sünnet’teki deliller ışığında nafakayı, sadece aralarında belirli bir aile ve kan bağı bulunan kişilerin birbirlerine karşı bakım ve yardım yükümlülüklerini değil, kişinin kendisiyle arasına mülkiyet bağı bulunan canlı ve cansız bütün varlıklara bakma yükümlülüğünü de ifade eden bir kavram olarak ele almalarının husumetlerin asgari düzeye indirilmesi, sosyal adaletin gerçekleştirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması yanında doğanın, çevrenin ve ferde ait görünse de toplum hakkıyla yakından ilgili olan millî servetin korunması açısından önemli bir misyon ifa ettiği görülmektedir. Günümüzde milletlerarası kuruluşların da desteğiyle bazı ülkelerin pozitif hukuk düzenlemelerinde yerini almaya başlayan hayvan haklarının müslüman hukukçular tarafından daha başlangıçta hukuk düzleminde incelenip müeyyidelere kavuşturulması yanında mülkiyete konu teşkil eden maddî varlıkların korunmasıyla ilgili ihmalin toplum yararını zedeleyeceğine, hatta yaratılışın temelinde var olan güzellik, âhenk ve dengenin bozulmasına sebep olacağına dikkat çekilerek bu değerlerin korunup imkân nisbetinde sonraki nesillere aktarılması için ferde ve topluma sorumluluklar yüklenmesinin oldukça ileri bir düşüncenin ürünü olduğunu söylemek mümkündür.

BİBLİYOGRAFYA
Lisânü’l-ʿArab, “nfḳ” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “nfḳ” md.; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “nfḳ” md.; Müsned, II, 226; IV, 64, 163; V, 377; Buhârî, “Nafaḳāt”, 1, 9, “ʿIṭḳ”, 5, “Edeb”, 18, 27, 90; Müslim, “Zekât”, 38, “Aḳżıye”, 7, “Zühd”, 74; İbn Mâce, “Ticârât”, 64, “Edeb”, 10; Ebû Dâvûd, “Nikâḥ”, 40-41, “Edeb”, 119-120, “Büyûʿ”, 77, “Ḥudûd”, 1; Tirmizî, “Tefsîr”, 9, “Birr”, 16; Şâfiî, el-Üm, Kahire 1388, V, 77, 78; Hassâf, Kitâbü’n-Nafaḳāt (nşr. Ruhi Özcan, Prof. M. Tayyib Okiç Armağanı içinde), Ankara 1978, s. 2, 3, 5, 17, 22, 23, 31-34, 36, 37 (175-224); Hırakī, el-Muḫtaṣar (İbn Kudâme, el-Muġnî içinde), VIII, 231; Mâverdî, Kitâbü’n-Nafaḳāt (nşr. Âmir Saîd ez-Zîbârî), Beyrut 1418/1998, s. 128, 129, 160, 161, 193, 196; İbn Hazm, el-Muḥallâ, VII, 123; X, 92, 102, 106, 107, 282, 291, 292; Ebû Ca‘fer et-Tûsî, el-Mebsûṭ fî fıḳhi’l-İmâmiyye, Tahran, ts. (el-Mektebetü’l-Murtazaviyye), VI, 30, 31; Serahsî, el-Mebsûṭ, V, 44, 180-184, 190-191, 193, 209, 222, 223, 232; XXVII, 186 vd.; Kâsânî, Bedâʾiʿ, IV, 16, 23, 26, 28, 33, 35, 38, 39, 40, 41; Burhâneddin el-Mergīnânî, el-Hidâye, Kahire 1316, II, 49; III, 329, 334, 335, 351; İbn Kudâme, el-Muġnî, VIII, 189-190, 232; IX, 230, 233, 267, 272, 281, 299, 317-318; Abdülkerîm b. Muhammed er-Râfiî, el-ʿAzîz şerḥu’l-Vecîz (nşr. Ali M. Muavvaz – Âdil Ahmed Abdülmevcûd), Beyrut 1417/1997, X, 38-43; Muhakkık el-Hillî, Şerâʾiʿu’l-İslâm, Beyrut, ts., II, 46, 49; Halîl b. İshak el-Cündî, Muḫtaṣar, Kahire, ts., II, 522-524; İbnü’l-Murtazâ, el-Baḥrü’z-zeḫḫâr, San‘a 1366/1947, III, 271, 274, 278, 279, 286; İbnü’l-Hümâm, Feṭhu’l-ḳadîr (Bulak), III, 344, 355, 356; Ebü’l-Hasan Abdullah b. Miftâh, el-Müntezeʿu’l-muḫtâr mine’l-Ġays̱i’l-midrâr: Şerḥu’l-Ezhâr, San‘a 1424/2003, V, 443-449, 576, 600, 601, 609; Süyûtî, en-Nuḳūlü’l-müşriḳa fî mesʾeleti’n-nafaḳa (nşr. Saîd Muhammed el-Lahhâm), Beyrut 1417/1996; Hattâb, Mevâhibü’l-celîl, Kahire 1329, IV, 206-207, 209; Şehîd-i Sânî, er-Ravżatü’l-behiyye fî şerḥi’l-Lümʿati’d-Dımaşḳıyye, Kahire, ts., II, 142, 143, 144, 146; İbn Nüceym, el-Baḥrü’r-râʾiḳ, IV, 193, 211; Şirbînî, Muġni’l-muḥtâc, III, 425, 428, 430, 431, 450; Şemseddin er-Remlî, Nihâyetü’l-muḥtâc, Kahire 1386/1967, VII, 177, 179, 187, 207, 208, 209, 210, 213, 214; Buhûtî, Keşşâfü’l-ḳınâʿ (nşr. M. Emîn ed-Dannâvî), Beyrut 1417/1997, IV, 2819, 2833, 2846; Haskefî, ed-Dürrü’l-muḫtâr (İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr [Kahire] içinde), II, 205-207; III, 579, 586; Muhammed b. Abdullah el-Haraşî, Şerḥu Muḫtaṣarı Ḫalîl, Bulak 1318, IV, 187, 200, 201; Muhammed b. Ahmed ed-Desûkī, Ḥâşiye ʿale’ş-Şerḥi’l-kebîr, Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), II, 513, 515-517, 522, 523; İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr (Kahire), III, 372, 572, 575, 579, 605, 670; IV, 357; a.mlf., Taḥrîrü’n-nuḳūl fî nafaḳāti’l-fürûʿ ve’l-uṣûl, DİB İstanbul Müftülüğü Ktp., nr. 183; Muhammed Hasan en-Necefî, Cevâhirü’l-kelâm (nşr. Abbas el-Kūçânî), Beyrut 1377 hş., XXXI, 381; el-Ahkâmü’ş-şer‘iyye fi’l-ahvâli’ş-şahsiyye, İstanbul 1333, md. 159, 279, 280-286, 322-323, 523, 601-604, 628-633, 634; Şeyh Nizâm v.dğr., Fetâvâ’l-Hindiyye, Diyarbakır 1393/1973, I, 573, 574, 584; Ruhi Özcan, İslâm Hukukunda Karı-Koca Nafaka Mükellefiyeti (doktora tezi, 1976), Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi; a.mlf., İslâm Hukukunda Hısımlık Nafakası (doçentlik tezi, 1980), Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi; Subhî Mahmesanî, el-Mebâdiʾü’ş-şerʿiyye ve’l-ḳānûniyye fi’l-ḥacr ve’n-nafaḳāt ve’l-mevârîs̱ ve’l-vaṣiyye, Beyrut 1981; Ârif el-Basrî, Nafaḳātü’z-zevce fi’t-teşrîʿi’l-İslâmî, Beyrut 1981; Hayât M. Ali, en-Nafaḳāt fi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye ve âs̱ârüha’l-ictimâʿiyye (doktora tezi, 1403), Câmiatü Ümmi’l-kurâ; Muhyiddin Kādî, Nafaḳātü’l-ḳarâbe fi’l-fıḳhi’l-Mâlikî ve ġayrühû mine’l-meẕâhib (doktora tezi, 1984), el-Külliyyetü’z-Zeytûniyye li’ş-şerîa ve usûli’d-dîn; en-Nafaḳāt ve’r-raḍâʿ li-Şemsi’l-eʾimme el-Ḥulvânî (haz. Âmir Saîd Nûrî, doktora tezi, 1405), Câmiatü Ümmi’l-kurâ; Reşâd Hasan Halîl, Nafaḳatü’l-eḳārib fi’l-fıḳhi’l-İslâmî, Kahire 1407/1987; Celal Erbay, İslâm Hukukunda Evlilik ve Hısımlık Nafakası, Bakü 1995, s. 114, 125; Şadiye Görgülü, İslâm Hukukunda Karı Nafakası (yüksek lisans tezi, 1998), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Abdulrakip Arslan, İslâm Hukukunda Usul ve Furu’ Nafakası (yüksek lisans tezi, 2001), Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; “İʿsâr”, Mv.F, V, 246-256; “Nafaḳa”, a.e., XLI, 34-100.


Celal Erbay, DİA, Nafaka, 32/282-285

Ömer Nasuhi Bilmen, “Nafaka”, Hukûk-i Islâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu, (İstanbul: Ravza Yayınları, 2018),2/444-445

Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, (İstanbul: Erkam Yayınları 2016), 236-244