Mehir

Mehrin tanımı:

Mehir nikâh akdinin sonucu olarak kocanın karısına ödemek zorunda olduğu para veya maldır.


Mehrin Meşu’ Oluşunun Delilleri:

Mehrin meşruluğu kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

Kur’an’dan delil 1:

 “…..وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنٖينَ غَيْرَ مُسَافِحٖينَؕ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهٖ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرٖيضَةًؕ….”

…Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmemek kaydıyla, mallarınızla (mehir ile) istemeniz size helâl kılındı.Onlarla karı-koca ilişkisi yaşamanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin… (en-Nisa 4/24)

Kur’an’da delil 2:

”…. وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ…”

“…….Kadınlara mehirlerini borcunuzu öder gibi verin……” (en-Nisa 4/4)

Sünneten Delil 1:

“Enes İbn Malik (radıyallahu anh)’ den, rivayete göre, Abdurrahman İbn Avf üzerinde sarı (zaferanın) izi bulunduğu halde Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’ın huzuruna geldi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona (sebebini) sordu, Ensar’dan bir kadın ile evlendiğini haber verdi. Kadına ne kadar mehir verdin diye sordu. O: Altından bir çekirdek ağırlığı kadar, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Bir koyun ile dahi olsa düğün ziyafeti ver, diye buyurdu. “(el-Buhâri 1999,921. No. 5153)

Sünneten Delil 2:

“……..Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sonra Safiye ile evlendi. Evlenirken onu azad etmiş ve bu azat işlemini mehir saymıştı.” (el-Buhâri 1999,152. No.947)

İbn Kudeme, “Müslümlar mehrin meşruluğu üzerinde ittfak etmiştir” diyerek İslam ümmetinin konuda ortak görüşü olduğunu aktarmaktadır.


Mehrin Miktarı

Alt Sınırı: Hanefiler mehrin alt sınırını 10 dirhem olarak belirlemişleridir. Bu miktar günümüzde 31, 83571 gr gümüşe denk gelmektedir. Malikil mezhebine göre ise mehrin en az miktarı üç dirhemdir. Şafiî mezhebi alışverişlerde karşılık olarak verilmesi mümkün olan her şeyin mehir olabileceği görüşündedirler.

Mehrin üst sınırı yoktur. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً “

Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın.” (en-Nisa 4/20)

Yukarıdaki ayeti kerimenin açık delaleti ile mehirde üst sınır olmadığına dair icmâ vardır. Kadın, erkeğin durumuna göre mal değeri olan her şeyi istediği miktarda istemekte serbesttir. Hüküm bu olmakla birlikte nikahı kolaylaştırmak vb. sebeplerle çok mubâlağalı olmaması da müstehap kabul edilmiştir.


Mehrin Belirlenme Vakti

Nikah akdi sırasında mehir belirlenmesi zorunlu değildir. Belirleme olmasa dahi nikah akdi sahih olur. Bunda ihtilaf yoktur. Şirbinî bu konuda icmâ olduğunu kaydetmiştir. Ancak Rasûlullah (sallallâhu aleyhi sellem)’ın mehirsiz nikah kılmamış olması sebebiyle nikah akdi sırasında mehir belirlenmesi sünnettir.

Hanefi mezhebine göre herhangi bir mehir belirlemeden kıyılan nikah sonucunda kadının hakkına asgari mehir miktarı olan 10 dirhem tanımlanır. Kadın herhangi bir sebeple fazlasını belirleme hakkından vazgeçtiğinde dahi bu miktar şeriatın ona verdiği hak olarak zimmetine geçer. Diğer mezheplere göre mehir belirlenmeden kıyılan nikahlarda kadının hakkı emsal mehirdir.

Belli durumlarda asıl kabul edilerek kendisine intikal edilen emsal mehir; kadının kendi akrabaları olan kadınların kendi nikahlarında belirledikleri mehir miktarıdır. Uygulamanın dayanağı İbnü Mesud (radıyallahu anh)’dan gelen şu rivayettir:

عنِ ابنِ مسعودٍ أنَّه سُئِلَ عن رجُلٍ تزوَّج امرأةً ولم يَفرِضْ لها صَداقًا ولم يَدخُلْ بها حتى مات ؟ فقال ابنُ مسعودٍ: لها مِثلُ صَداقِ نِسائِها، لا وكس و لا شطط، و عليها العدة و لها الميراث

“İbn Mesûd radıyallahu anh’a mehir belirlemeden ve birliktelik öncesi vefat eden adamın (karısı) hakkında sordular, şöyle cevap verdi: Ne fazla ne eksik kendi kadınlarının mehrinin dengi onun hakkıdır.”


Mehrin Ödenme Vakti:

Mehrin ödenme vakti eşler arasında karşılıklı anlaşma ile belirlenir. Mehrin tamamı veya bir kısmı nikâh anında ödenebileceği gibi tamamının veya bir kısmının ödenmesi daha sonraya da ertelenebilir. Mehrin peşin ödenmesi mehr-i muaccel, ödemenin sonraya bırakılması mehr-i müeccel olarak adlandırılır.

Dört mezhebe göre de kadın, muaccel (peşin ödeneceği kararlaştırılmış) mehrin ödemesi yapılana kadar birliktelikten imtina hakkına sahiptir.


Mehrin Tümünün Koca Üzerine Kesinleşmesi:

a- Birliktelik: Hanefi ve Hanbelilere göre bu konuda birlikte olmak ile birlikteliğe imkân sağlayacak yalnız kalma (halvet) arasında herhangi bir fark yoktur. Adam, kadın ile onunla birlikte olmasına imkân sağlayacak bir ortamda yalnız kaldığında mehrin tümü üzerine kesinleşir. Maliki ve Şafiilere göre ise halvet tek başına yeterli değildir. Hükmen dahi olsa (kadın hayızlı iken veya dubürdan birlikte olunması vb.) mehrin kesinleşmesi için birliktelik zorunludur.

b- Ölüm: Mehrin tümünün kesinleşmesinin ikinci sebebi ise nikahtan sonra eşlerden birinin ölümüdür. Dört mezhebe göre de eşlerden birinin sahih nikah akdi sonrasında ölümü durumunda akit sırasında mehir belirlenmiş ise -birliktelik olsun veya olmasın fark etmez- mehrin tümü kadının hakkına tanımlanır. Ölüm öncesinde mehir belirlenmemiş ise Malikiler hariç diğer üç mezhebe göre ölüm sonrasında kadının hakkı emsal mehirdir. Malikiler belirleme olmadığı durumda kadının mirastan hakkı bakidir ancak mehirden hakkı yoktur şeklide hüküm belirtmişlerdir.

Mehrin Yarısının Koca Üzerine Kesinleşmesi:

Birliktelik öncesi boşanmalarda, öncesinde mehir belirlenmiş ise belirlenen mehrin yarısı koca üzerine kesinleşir. Bu ayeti kerimenin delaleti ile sabittir:

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَر۪يضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذ۪ي بِيَدِه۪ عُقْدَةُ النِّكَاحِۜ وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

“Bir mehir belirlediğiniz halde onlarla birleşmeden kendilerini boşarsanız, belirlediğiniz mehrin yarısını ödemek size borçtur; ancak kadınların bağışlaması veya nikâh bağı elinde olanın hoşgörülü davranması müstesnadır. Hoşgörülü davranmanız takvâya daha uygundur. Aranızda lutufkâr davranmayı unutmayın. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.” (el-Bakara 2/237)

Herhangi bir mehir belirlenmediği halde birliktelik öncesi boşanma gerçekleşir ise adamın kadına mutʿa ödemesi gerekmektedir.

Mut’a:

Sözlükte, kendisiyle bir rahatlama ve refahlanma sağlanılan şey manasında kullanılan mutʿa, literatürde adamın boşadığı karısına boşanmanın yükünü hafifletmek için belli durumlarda bir zorunluluk bazı durumlarda ise bir ikram olarak ödemesi söz konusu olan bedeldir. Konunun dayanağı şu ayeti kerimedir:

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَر۪يضَةًۚ وَمَتِّعُوهُنَّۚ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُۚ مَتَـاعاً بِالْمَعْرُوفِۚ حَقاًّ عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ

“Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşamanızda size bir günah yoktur. Bu durumda onları faydalandırın. Zengin olan durumuna göre fakir olan da durumuna göre verir. İyilikle faydalandırmak muhsinler için bir vazifedir.” (el-Bakara 2/236)

Ayeti kerimenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere mutʿa kendilerine bir mehir belirlenmediği halde birliktelik öncesi boşanan kadınlara ödenir. Malikiler hariç diğer üç mezhebe göre bu ödeme vaciptir. Mehir belirlendikten sonra birliktelik öncesi veya sonrası boşanan kadınlara da mutʿa ödenmelidir ancak bu ödeme Hanefi ve Hanbelilere göre vacip değil müstehaptır. Şafiilere göre her boşanmış kadına mutʿa ödenmesi vaciptir. Malikiler kadın tarafından bir sebeple gerçekleşen ayrılıklar hariç tüm boşama şekillerinde mutʿayı mutlak olarak müstehap görmektedirler.


Mehrin Maksadı:

Allah’dan kadınlara bir ikram olarak mehir karşılıksız bir bedeldir.

“Kadınlara mehirlerini (nihle) bir bağış olarak verin” ( en-Nisa 4/4) Allah Teala’nın karşılıksız ve bir fazilet ifadesi olarak erkeğe bu ödemeyi farz kılmasının birçok maksadı vardır. Bu maksatlardan bazıları, kadının gönlünü almak, hayatının değişmesinden kaynaklı sıkıntısını hafifletmek, evliliğe hazırlanmasında yardımcı olmak şekline sıralanabilir. Aynı şekilde mehir, erkeğin kendisine talip olduğu kadına ulaşmak için fedakârlık yapmaya ve bedel ödemeye hazır olduğunun da ilan ve izharıdır.

Başlangıç olarak bu faydayı sağladıktan sonra ödenen malın kadının bağımsız mülkü olması, evlilikte hakkının zayi edilmesi gibi bir zararı da önlemektedir. Buna ek olarak mehir, muhtemel bir ayrılık veya ölüm durumunda kadının yeni hayatına adapte olancaya kadar en azından maddi sıkıntı çekmesini önlemek amacı da taşımaktadır.

Mehir klasik islam hukuk literatüründe cinsel organ veya cinsel birliktelik karşılığı olarak ifade edilmektedir. Bunun sebebi mehrin asıl sahibi olan kadının üzerine kesinleşmesini sağlamaktadır. Bu şekilde ifade edildiğinde başka bir hükümle karışması, mehirde başka bir kişi veya kişilerin (kadının babası, annesi vb.)hak iddiasında bulunması veya kadının bu hakkının yok sayılması imkânsız hale getirilmektedir. Bilindiği üzere evlilik akdinin asıl amacı karşılıklı birlikteliği meşru hale getirmektir. Nikah akdi ile kadının hayatına geri dönülemez şekilde müdahil olan erkeğin mehir olarak verdiği teminatın sebebinin birlikteliğe bağlanması bu teminatı somut bir alışverişin kesin bedeline dönüştürür. Bu şekilde, inkâr veya ihmal edilerek yok sayılması engellenmiş olmaktadır. Allahu Aʿlem.


Kaynaklar:

Aydın, Mehmet Akif. “Mehir.” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 28/ 389-391. Ankara: TDV Yayınları, 2003. İbn Ḳudâme, Ebû Muhammed Muvaffakuddîn Abdullāh Maḳdisî el-. El-Muġnî. Riyad,Suud: Dâru- Âlemi’l-Kutubi, 1997. El-Askalânî. Fethu’l-Bârî. trans. M. Beşir Eryarsoy Vd. İstanbul: Polen Yayınları, 2006. İbnü’l Hümam, Kemâlüddîn Muḥammed b. ʿAbdilvâḥid b. ʿAbdilḥamîd es-Sivâsî el-İskenderî. “Şerḥu Fetḥu’l-Ḳadîr.” Beyrut, Lübnan: Dâru’l- Kutubi’l-ʿİlmiyye, 2003. Dâru’l- Kutubi’l-ʿİlmiyye. Ḫaṭîb Şirbînî, Şemsuddîn Muḥammed. “Muġni’l-Muḥtâc Ilâ Maʿrifeti Meʿânî Elfâẓi’l-Minhâc.” Beyrut: Dâru’l-kutubi’l-ʿilmiyye, 2000. Dâru’l-kutubi’l-ʿilmiyye. ed-Desûḳı̄, Muḥammed b. Aḥmed b. ʿArefe. “Ḥâşiyetu’d-Desûḳî ʿala’ş-Şerḥi’l-Kebîr.” Beyrut: Dâru’l-fikr. Dâru’l-fikr. İbn Rüşd, Ebu’l Velîd Muhammed. Bidâyetü’l- Müctehid ve Nihâtetü’l- Muktesıd. Beyrut, Lübnan: Daru’l- Kutubü’l- Arabiyye, 2015. Sicistânî, Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eşʿas b. İsḥâḳ b. Beşîr b. Şeddâd b. ʿAmr el-Ezdî es-. “Sünen-i Ebî Dâvûd.” ed. Muḥammed Muḥyîddîn ʿAbdbülḥamîd. Sayda-Beyrut: el-Mektebetü’l-Asriyye. el-Mektebetü’l-Asriyye. Wail B. Hallaq. İslam Hukukuna Giriş. trans. Necmettin Kızılkaya. İstanbul: Pınar Yayınları, 2018. Aydın, Mehmet Âkif. Osmanlı Aile Hukuku. İstanbul: Klasik Yayınları, 2018.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir