1917 tarihli Osmanlı aile kanunu.
GİRİŞ
Tanzimat’tan sonra Osmanlı Devleti’nde başlayan kanunlaştırma çalışmalarının son örneklerinden biri Hukuk-i Aile Kararnamesi’dir. Bir takım sebepler dolayısıyla en önemli kanunlaştırma hareketi sayılan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’de aile hukukuna yer verilmemiştir. Dolayısıyla her hukuk dalında olduğu gibi aile hukuku alanında da bir kanunlaştırma ihtiyacı kendini göstermekteydi. Bu dönemde sıkça söz edilen ve her alanda etkisinin gözlendiği Batıcılık düşüncesinin en az etkilediği alanlardan biride aile hukukudur.
Isparta mebusu Seydişehri Mahmut Esad Efendi’nin başkanlığında Hafız Şevket Efendi, Said Bey, Ali Baş Hampa Efendi ve Mustafa Efendi’den oluşan komisyon 157 maddeden oluşan kararnameyi hazırlamış ve hazırlanan metin, 8 Muharrem 1336/25 Ekim 1917 tarihinde Sultan Reşad tarafından tasdik edilerek yürürlüğe girmiştir. Kararname, Kanun-i Esasi’nin 36. maddesinden istifadeyle muvakkat kanun olarak kabul edilmiştir.
Kararnamenin İslam-Osmanlı Hukuku Tarihindeki Yeri ve Önemi
Arazi kanunu ve Mecelle ile başlayan medeni hukuk alanını kanunlaştırma çalışmaları, yaklaşık yarım asırlık bir aradan sonra ve en olumsuz şartlar içerisinde bir aile kanunun hazırlanmasıyla sona ermiştir. Aile hukukunun Mecelle’de yer alması, medeni kanunun bütünlüğünün yarım asır öncesi temin edilmesi bakımından şüphesiz daha iyi olurdu. Fakat devrin siyasi, sosyal ve hukuki şartları aile hukukunun yarım asır geç kanunlaştırılması zaruretini doğurmuştur.
Gecikmeli de olsa aile hukuku alanına da kanunlaştırma hareketi içerisinde yer verilmesi daha önceki süreçte söz konusu olan parça parça düzenlemelerin daha köklü bir hale gelmesini sağlamıştır. Bu anlamda kararname, Osmanlı hukuk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Kararname hazırlandığı dönemin izlerini bünyesinde barındırmaktadır. Dönemin şartları kararnamenin bazı yenilikleri içermesinde zorlayıcı bir faktör olmuştur. Kararname Osmanlı hukuk tarihinde layık olduğu yeri tam olarak alma fırsatını bulamadan ilga edilmiştir.
Kararname Osmanlı hukuk tarihinde oynadığı rolden daha büyüğünü İslam hukuk tarihinde oynamıştır. Osmanlı devletinde bir buçuk sene gibi kısa bir süre yürürlükte kalmasına rağmen Suriye, Ürdün, Lübnan gibi ortadoğu ülkelerinde 1950’lere kadar uzanan ve bir kısmında hala devam eden bir etkiye sahip olmuştur. Kararname aile hukuku alanında İslam ülkelerinde yapılan ilk kanundur. Yine kararname, ilk defa diğer mezheplerden istifade ederek devrin ihtiyaç duyduğu birçok yeniliklerin İslam hukuku çerçevesinden ayrılmadan kanuna dâhil edilmesi yolunu açmıştır. Sonraları diğer İslam ülkeleri de bu usulü benimseyerek kararnamenin getirdiği yeniliklerin hemen tamamını kısmî değişikliklerle kabul etmişlerdir
Kararnameyi Doğuran Sebepler
Birinci dünya savaşının sıkışık günlerinde hazırlanan kararnamenin hazırlanmasına etki eden faktörler dört ana grupta toplayabiliriz
- Hukuki Etkenler
Tanzimat’tan sonra başlayan kanunlaştırma hareketleriyle hukukun birçok dalı kanunlaştırılmış, her bir alanla ilgili esaslar, uygulamada ve hukuk öğreniminde büyük kolaylık sağlayacak şekilde müstakil kanunlar halinde tespit edilmişti. Bu kanunlaştırmalarda sadece aile hukuku dışarıda kalmıştı.
Şeriyye mahkemelerinde hâkimler davaları eskiden olduğu gibi muteber fıkıh kitaplarına ve fetva mecmualarına bakarak halletmekteydiler. Hâkimlerin hukuk melekesi açısından yetersizliği ve aile hukukuna dair davaların çoğalması da aile hukukunun bir kanun şeklinde tespit edilmesi ihtiyacını hissettirmekteydi. Bu durum kararnamenin gerekçe layihasında şu şekilde ifade edilmiştir:
…Medâr-ı hüküm olacak mesele-yişer’iyyeyikütüb-i fıkhiyyedenistinbât ve istihraç ve müftabih olan müteaddit akval-ı fukahayı birini diğerine tercih için muktazi olan ihtisas ve fazl ve irfanın bütün hükkamda vücudunu temin etmek müşkil ve hele ashab-ı mesalih indinde hükme esas olacak meselenin evvelce keşf ve tahmini büsbütün bir emr-i düşvar olması sebebiyle…”
Dönemin hukukçuları bu ihtiyacı göz önüne alarak ve aynı zamanda Mecelle’nin de tamamlanmasını sağlamak için bir aile kanununun hazırlanması gerekliliğinin üzerinde durmaktaydılar.
Celal Nuri aile hukukunun kanunlaştırılması gerekliliğini ifade edenlerdendir. Bunun yanı sıra İbrahim Hakkı, Mansurizade Said, Ahmet Cevat ve Selahattin Asım gibi dönemin önde gelen hukukçuları da bir aile kanununun hazırlanması gerekliliği üzerinde durmuşlardır.
Öte yandan aile hukuku alanında yeni bazı uygulamalara ihtiyaç duyulmaktaydı. Peş peşe girilen Balkan ve Birinci Dünya savaşlarının ortaya çıkardığı yeni şartların bu ihtiyacı artırdığı söylenebilir.
Osmanlı Devleti’nde özellikle XVI. yüzyıldan itibaren Hanefî mezhebinin katı biçimde uygulanması hukukî hayatta birtakım güçlüklerin doğmasına yol açıyordu. Kadınların boşanmasının çok sınırlı durumlarda kabul edilmesi buna örnek gösterilebilir. Bu tür problemlerin çözülebilmesi ancak diğer mezheplerden yararlanmakla mümkün olabilirdi. Nitekim 1916 yılında çıkarılan iki irâde-i seniyye ile mezhep içindeki farklı görüşlerden ve Hanefî mezhebi dışındaki diğer fıkıh mezheplerinden istifade yolu açılmıştı. Ancak aile hukuku alanında ihtiyaç duyulan hukukî reformların diğer mezheplerden faydalanılarak hayata geçirilebilmesi için bu alanın bütün olarak kanunlaştırılması gerekiyordu.
Kararnamenin hazırlanmasında, bu alanda öteden beri mevcut olan yargı ikiliğini ortadan kaldırma düşüncesi de rol oynamıştır. O zamana kadar Osmanlı Devleti’nde gayri Müslimler aile hukuku sahasında hem hukukî hem kazâî muhtariyetten faydalanmaktaydılar. Bunlar dilerlerse şer‘iyye mahkemesine başvurur ve İslâm hukukuna tâbi olurlardı; isterlerse ihtilâflarını kendi cemaat mahkemelerine götürebilirlerdi. Bu son durumda kendi hukukları uygulanırdı. Aynı tür davalarda davanın taraflarının Müslüman veya gayri Müslim olmasına göre farklı yargı mercilerine gidilmesi yargı ikiliğine yol açmaktaydı. Dönemin hukukçuları ile İttihat ve Terakki yönetimi, gerek cemaat gerekse yabancılar için yargı yetkisine sahip konsolos mahkemelerini kapatarak yargı birliğini sağlamayı düşünmekteydi. 1914 yılında İttihat ve Terakki hükümeti tek taraflı bir kararla kapitülasyonları kaldırdı ve bu arada konsolosluk mahkemelerini de ilga etti. Kararname ile cemaat mahkemelerinin yargı yetkisinin kaldırılıp bütün Osmanlı tebaasının aile hukuku ihtilâflarının şer‘iyye mahkemesinin yargı alanı içine alınması (md. 156) bu yönde atılan ikinci adım oldu. Ancak gayri Müslimlerin din ve vicdan hürriyetlerine bir halel gelmemesi için kararnameye Yahudi ve Hıristiyanlara ait özel hükümler konuldu.
- Siyasi ve Ekonomik Etkenler
Kararnamenin hazırlanmasında İttihat ve Terakki Fırkası’nın köklü reform projeleriyle iş başına gelmiş olmasının da rolü vardır. Hukuk alanında düşünülen reformların başında konsolosluk mahkemeleriyle cemaat mahkemelerinin kapatılması gelmekteydi. Aile hukukunun kanunlaştırılması ise hem böyle bir kanunlaştırmaya ihtiyaç bulunduğu, hem de yabancıların konsolosluk ve cemaat mahkemelerinin kaldırılmasına karşı çıkmalarına engel olacağı için istenmekteydi. Nitekim Talat Paşa’nın, İttihat ve Terakki genel merkezi üyelerinden bu alanda yapılacak reformlar konusunda bir rapor hazırlanmasını istediği bilinmektedir. Aynı konuda Ziya Gökalp tarafından hazırlanan, aile ve miras hukukunun kanunlaştırılmasını, şer‘iyye mahkemelerinin şeyhülislâmlıktan alınıp Adliye Nezareti’ne bağlanmasını, Evkaf Nezareti bünyesinde bulunan okulların Maarif Nezareti’ne devredilmesini öngören rapor Meclis-i Vükelâ’ya gönderilmişti. Raporun bu mecliste tartışmalara konu olduğu da bilinmektedir. İttihat ve Terakki Fırkası’nın 1916 yılı kongresinde alınan kararlar arasında bütün mahkemelerin Adliye Nezareti’ne bağlanması kararı da yer almaktaydı. Nitekim bu karar bir yıl sonra uygulanmış ve şer‘iyye mahkemeleri şeyhülislâmlıktan alınarak adı geçen nezarete bağlanmıştır. İttihat ve Terakki hükümeti aynı kararlılığı aile kanununu hazırlama işinde de gösterdi. İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidardan düşmesinden sonra kararnamenin alelacele yürürlükten kaldırılması onun hazırlanmasında fırkanın oynadığı rolü ortaya koymaktadır.
Ardı ardına gelen Balkan ve Birinci Dünya savaşları ve bu savaşların Osmanlı’nın ekonomik yapısında meydana getirdiği değişiklik de kararnamenin hazırlanmasında rol oynamıştır. Bu harplerden önce özellikle şehirlerde kadının ekonomik alanda aktif bir rol oynadığını söylemek zordur. Özellikle Birinci Dünya savaşına erkeklerin önemli bir kısmının katılmak zorunda kalması onların iş hayatındaki yerlerini kadınların doldurması zaruretini ortaya çıkarmıştır. Artık kadın, özellikle büyükşehirlerde kocasından, kardeşinden boşalan yerleri dolduran memur veya işçi olarak iş hayatına atılan bir kimsedir.
Bu durum hem toplumun kadınlık anlayışında mecburi bir değişikliğe sebep olmuş hem de bizzat kadınların psikolojilerinde büyük bir değişiklik meydana getirmiştir. Kadının ekonomik hayata bu hızlı girişi henüz ortaya çıkmaya başlayan feminizm akımının aniden kuvvet kazanmasına ve bu yolla yarım asırda alacağı mesafeyi kısa zamanda almasına sebep olmuştur.
Kadının ekonomik hayat içerisinde daha önemli bir rol alması, kadınları yakından ilgilendiren aile hukukunun derli toplu bir şekilde ortaya konulması gerekliliğini hissettirmiştir. Bu yüzden bazı yazarlar kadının ekonomik hayata girişinin, kadınlık akımının gelişmesinde ve aile hukukunun kanunlaştırılmasında birinci derecede rol oynadığını iddia etmektedirler. Ekonomik etkenlere ilk sırada yer verilmese bile kararnamenin çıkarılmasında etkisinin olduğu açıktır
- Sosyal Etkenler
Tanzimat’tan sonra Batılılaşma hareketlerinin etkisiyle Türk toplumunun sosyal yapısı değişmeye başlamıştır. Klasik Osmanlı toplumunun yerini artık gittikçe daha çok batıya benzeyen bir toplum almaktadır. Özellikle İstanbul, Selanik ve İzmir gibi batının etkisine açık olan şehirlerde kıyafet, moda ve sosyal hayat üzerinde batı etkisi gittikçe artan bir şekilde görülmeye başlamıştır. Bütün bu gelişmeler kadını toplum içerisinde daha ön plana çıkarmaya başlamıştır.
Türk kadını bu dönemde artık pek çok sosyal faaliyetin de içine girmiş ve dernekler, kurslar açmak suretiyle yurdun çeşitli bölgelerine sosyal hizmet götürülmesinde önemli roller oynamışlardır.
Diğer yandan peş peşe gelen savaşlar toplumda bir takım problemler de doğurmuştur. Birçok erkek savaştan geri dönememiştir. Bir kısmının ölü ya da diri olduklarından haber alınamamıştır. Bu durum geride kalan kadınlar için hukuki açıdan büyük sıkıntılar doğuruyordu. İşte kararnamenin hazırlanmasında bu ve benzeri etkenler rol oynamış ve bu alanlarda köklü değişiklikler getirmiştir.
- Kültürel Etkenler ve Feminizm Akımı
Duraklama ve gerileme devirlerinde bütün sahalarda olduğu gibi Osmanlı eğitim kurumlarında da bir takım problemler söz konusudur. Medreselerin eğitim ve öğretim fonksiyonlarını gerektiği gibi yerine getirememeleri Tanzimat sonrası yeni eğitim kurumları kurmayı gerekli kılmıştır. Kurulan bu yeni eğitim kurumlarında kız çocuklarının da eğitimlerinin planlandığı görülmektedir. İlk defa İstanbul’da bir kız rüştiyesi ve yine İstanbul’da ilk defa bir kız öğretmen okulu açılmıştır.
Kadınların yavaş yavaş ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim kurumlarının her seviyesine kabulleri, buralardan yetişen kadınların toplum içinde daha belirgin rol almaları ve ekonomik hayata hızlı şekilde müdahil oluşları kadınlık anlayışının değişimine ve özellikle 1900’lardan sonra toplumda feminizm akımının doğmasına sebep olmuştur.
Tefeyyüz, Cemiyet-i Hayriyye-yi Nisvan, Nisvan-ı Osmaniye ve Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan ve benzeri cemiyetler Kadınlar Dünyası, Mehasin ve Demet gibi dergiler kadın haklarını savunmak için bu devrede söz konusu akımın etkisiyle kurulmuşlar ve onun kuvvetlenmesinde rol oynamışlardır.
O dönemde İslamcılar, Batıcılar ve Türkçüler gibi farklı düşünce grupları bulunmaktaydı. Batıcılara göre geri kalmamız kadına gereken önemin verilmemesinden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde Batıcılar evlilik konusunda görücü usulünün, çok eşliliğin ve küçük çocukların evlendirilmesinin terk edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. İslamcılar ise tam tersi görüştedirler. Geri kalma ve kadınların o günkü durumunun İslam’ın suçu olmadığı aksine toplumun dinden uzaklaşmasının buna sebep olduğu görüşündedirler. Türkçüler daha ılımlı olsalar da görüş olarak Batıcılara daha yakındılar ve çok eşliliğin yasaklanmasını istiyorlardı.
Sonuç olarak aralarında görüş birliği olmamasına rağmen her üç grup da kadın ve aile konusuyla meşgul olmuşlardır. Kararnamenin hazırlanmasında bu akımın da rolü olmuştur
Kararnamenin Özellikleri
Aile hukuku alanında ilk olma özelliğine sahip Hukuk-i Aile Kararnamesi bazı yeni özellikler içermektedir.
- İlk Kanun Oluşu
Bu kararname kendi sahasında ilk kanunlaştırma örneğidir. Daha önce Kadri Paşa tarafından bir tasarı hazırlanmış fakat kanunlaşmamıştı. Sudan’da da aile hukuku ile alakalı genelgeler çıkarılmış olsa da bunlar bir aile kanunu olmaktan uzaktır. Bu nedenledir ki kararname İslam ve Osmanlı hukuk tarihinde ilk olma özelliğini taşımaktadır.
- Üçlü Karakteri
Söz konusu kararname Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler için ayrı hükümler getirmiş ve böylece gayrimüslimlerin ahval-i şahsiyyelerine müdahale etmeme yönündeki geleneksel sistemden ayrılmamıştır. Bu yönüyle hukuk birliğini sağlayamadığı görüntüsü verse de bu alandaki hukuk birliğinin aynı din ve kültür yapısına sahip dinler için olduğu unutulmamalıdır. Osmanlı gibi kozmopolit bir devlette aile hukuku alanını tek bir hukuki yapı altında birleştirmek teoride güzel gibi gözükse de hukuken ve sosyal realiteyle bağdaşmaz. Dolayısıyla takip edilen yol Osmanlı Devleti için daha uygundur.
- Diğer Mezheplerden Yararlanması (Eklektik oluşu)
Aile kararnamesinin en önemli özelliklerinden biri de Osmanlı’da Hanefî mezhebi resmî mezhep olduğu halde Şafiî, Hanbelî ve Malikî mezheplerinin görüşlerinden istifade etmiş olmasıdır. Daha önce hazırlanmış olan Mecelle’de bu söz konusu değildi. Bu durum ancak geçen süre içerisinde değişen hukuki ve sosyal durumlar ile açıklanabilir. Kararname diğer mezheplerin görüşünü almada oldukça radikal davranmıştır. Bu yönüyle İslam hukuk tarihinde ilk olma özelliğini taşımaktadır. Aile Kararnamesinin diğer mezheplerden de görüşler alıp uygulamaya koymasına birkaç örnek verecek olursak:
- Nikâh akdinin önceden ilan edilmesi mecburiyetini Maliki mezhebinden etkilenerek almıştır. (Md.33) Her ne kadar malikiler nikâh akdi sırasında ya da zifaftan önce ilanı yeterli görüyorlarsa da yine de bu maddenin Malikilerden etkilendiğini söyleyebiliriz.
- Nikâh akdinin sadece sarih sözlerle akdedilebileceğini Şafii ve Hanbelî görüşünden almıştır. (Md.36).
- Asgari bulûğ (kızlar için 9, oğlanlar için 12) yaşından önce hiç kimsenin evlendirilemeyeceği hükmü Ebu Bekir ei-Esamm ve İbn Şübrüme’ye aittir. (Md. 7).
- Deli olanların evlendirilemeyeceği maddesi (Md.9) Şafii’nin görüşüne dayalıdır.
- Zorlama (ikrah) ile akdedilen nikâh ve boşamanın geçersiz olacağı hükmü Hanefilerin dışındaki üç mezhebe aittir. (Md. 57 ve 105).
- Kaybolmuş olan kocanın ölüp ölmediği hakkında bilgi alınamadığında tehlikeli bir ortamda kaybolmuşsa 1 sene, normal bir ortamda kaybolmuşsa 4 sene sonra kocanın ölümüne hükmedileceği ve karısının iddet bekledikten sonra başkasıyla evlenebileceği hükmü (Md. 127). Malikilerden alınmıştır.
- Ayrıca ailevi nizaları halletmek için teşkil edilecek olan Aile Meclisi (hakem hey’eti)’nin yetki sınırları yine Maliki görüşüne dayalıdır. (Md.l30).
- Mümteddetü’t-tuhr (ayhali gecikip giden kadın) un iddeti Maliki görüş esas alınarak nihayet 9 ay olarak kabul edilmiştir. (Md. 140).
- Sarhoşun boşamasının geçersiz olduğu hükmü Hanefilerin dışındaki mezheplerden alınmıştır. (Md. 104).
- Zinanın, sıhriyet sebebi yani evlenme engeli olamayacağı hususu da Şafi mezhebinden alınmıştır.
4. Yargı Birliğini Temin Etmesi
Osmanlı Devleti’nde 20. yüzyıla kadar üç mahkeme vardır. Şeriyye mahkemeleri, cemaat mahkemeleri ve konsolosluk mahkemeleri.61 Konsolosluk mahkemeleri kapitülasyolanların tek taraflı ilgasıyla kapatılmış oldu. Yargı birliği yönündeki ikinci adım Hukuk-i Aile Kararnamesi olmuştur. Kararname cemaat mahkemelerinin ahval-i şahsiye alanındaki yargı yetkisini ilga ederek yargı birliğinin temini yolunda ikinci adımı atmıştır. Bu konularda Şeriyye Mahkemeleri tek yetkili mercii kılınmıştır.
- Evlenme ve Boşanmada Devlet Kontrolünü Sağlaması
Kararname evlenme ve boşanmaların devletin kontrolünde olması yolunda Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren devam etmekte olan gelişmeyi tamamlayarak, nikâhların hâkim veya naibinin huzurunda kıyılması ve mahkemece tescil edilmesi, boşanmaların da yine belirli bir süre içinde koca tarafından mahkemeye tescil ettirilmesi esasını getirmiştir.
Kararname nikâhların önceden ilan edilmesini hükme bağlamıştır ki İslam ve Osmanlı hukuk geleneğine yabancı olan bu uygulamada Batı etkisi düşünülebilirse de konu tamamen İslam-Osmanlı hukuku çerçevesi içerisinde kalınarak kanunda yer almıştır
- Çok Eşliliği Sınırlandırması
Kararname Osmanlı tarihinde ilk kez çok evliliği belirli ölçüde sınırlandırma yolunda önemli bir adım atmıştır. Batıcı ve Türkçüler çok evliliğin kaldırılması taraftarı idiler. Kararnameyi hazırlayanlar İslam hukuku çerçevesinden bu isteklere kısmen cevap verebilmek amacıyla kadının evlenirken kocasına evlilik boyunca tek eşi olması şartını koşabileceği esasını getirmiştir. Söz konusu düzenleme Hanefî mezhebine göre imkânsız olup Hanbelî mezhebine göre mümkündür
- Mahkeme Yoluyla Boşanmaya İmkân Vermesi
Kararnamenin getirdiği önemli yeniliklerden biri de kazaî boşanmadır. Yani kadına belirli durumlar karşısında hakem kararıyla boşama yetkisinin verilmesidir. Bu durumlar, kocanın evliliğe mani bir ayıp veya cüzzam, baras, zührevi bir hastalıkla malul olması, akli bir rahatsızlığının bulunması veya karı-koca arasındaki şiddetli geçimsizliktir.
Maliki mezhebi dışında cumhura göre ailelerden oluşturulacak hakem heyetinin vazifesi, taraflar ayrı bir yetki vermediği surette sadece karı-koca arasını bulmakla sınırlıdır. Fakat Malikîlere göre hakem gerekli görürse tarafların arasını da ayırabilir. Kararname bu görüşü tercih etmiştir.
Kararnamenin Dili
Kararnamede klasik Osmanlı ilim dili kullanılmıştır. Zamanımız Türkçe’sine göre ağır sayılabilecek olan bu ilim dilinde Arapça ve Farsça kelimeler çok bulunmaktadır.
Kararnamenin İçerdiği Konular
Kararname iki kitap içerisinde 9 bölüm (bab) ve 21 fasıldan oluşmaktadır. Birinci kitap evlenme (münakehat), ikinci kitap boşanma (müfarakat) hakkındadır. Kararname farklı hukuki esasların söz konusu olduğu durumlarda Museviler ve Hıristiyanlar için ayrı hükümler ihtiva etmektedir.
Birinci kitap, Münakehat hakkındadır ve 6 baptan oluşur. Evlenme akdi ve sonuçlarını düzenler. Bu bölümde nişanlanmaya üç madde, evlenme ehliyetine dokuz madde ayrılmıştır. Bu kitabın ikinci bölümünün üçüncü faslı Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlardan kendileriyle evlenilmesi yasak olan kimselerle alakalıdır. Üçüncü bölüm nikâh akdiyle alakalıdır.
İkinci kitap ise Müfarakat unvanını taşır ve 3 baptan müteşekkildir. Evliliğin sona ermesiyle alakalı meseleleri tanzim eder. Bu kitapta boşama ehliyeti, ric’i ve bain talakla alakalı hükümler yer almaktadır.
Kararname Museviler ve İseviler hakkında ayrı hükümler getirmiştir. Bunun sebebi, İslam’a göre aile hukukunun dinî boyutunun da bulunması ve her din mensubunun inançlarına hürmet gösterilmesidir. Kitap ve fasıl başlıkları bulunan kararnamede maddeler oldukça başarılı bir kanun tekniği ile kaleme alınmış olup kısa, özlü ve anlaşılır bir durumdadır.
Kararnamenin Diğer Ülkelerdeki Etkisi
8 Muharrem 1336/25 Ekim 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi hem Osmanlı Devleti’nde ve hem de İslam ülkelerinde İslam Aile Hukuku sahasında ilk kanun olması ve sahasında köklü yenilikleri taşıması dolayısıyla son derece önemlidir. İslam hukukunda birden fazla mezhebin görüşüne yer vermek olarak da ifade edebileceğimiz modernist yasamanın müdahalesi bu kararname ile başlamıştır.
Kararnamenin tesiri daha ziyade Ortadoğu ülkeleri için söz konusu olmuştur. Üstelik bu ülkelerden bir kısmı kararnameyi uzun müddet tatbik etmiş, bir kısmı da Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak bu devlet ve onun hukuk sistemi içerisinde yaşamışlardır.
Hukuk-i Aile Kararnamesi Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün’de bir süre daha yürürlükte kalmıştır. 1 Kasım 1953 tarihine kadar Suriye’de uygulandı. Daha sonra yerini Suriye Ahval-i Şahsiyye kanununa bırakmıştır. Suriye’de uygulaması esnasında Fransız manda idaresinin kararıyla cemaat mahkemeleri ve gayrimüslimlerle ilgili hükümler yürürlükten kaldırılmıştır.
Lübnan’da da Suriye’deki durum aynen geçerlidir fakat bu ülkede sünnî Müslümanlar için kararname halen yürüklüktedir ve yardımcı kaynak olarak kullanılmaya devam edilmektedir.
Kararname, Suriye’den 1937’de ayrılan İskenderun sancağında ve daha sonra kurulan Hatay Cumhuriyetinde, 1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne iltihakına kadar uygulanmıştır.
İngiliz idaresi altındaki Filistin’de kararname Müslümanlar için uygulanmıştır. İsrail’in kurulmasından sonra Şeriyye mahkemelerinde sık sık başvurulan yardımcı kaynak olarak kullanılmıştır.
Yine kararname Ürdün’de 1951’de Ürdün Ahval-i Şahsiye kanununun yürürlüğe girmesine kadar yürürlükte kalmıştır.
Osmanlı Devleti’nden ayrılan Irak’ta kararname uygulanmamış fakat kocaları mal bırakmadan kaybolan kadınların mahkemeye müracaat ederek boşanmalarına imkân veren 1916 tarihli irade-i seniyye uygulanmıştır.
Hukuk-i Aile Kararnamesi Abdullah Sikalic tarafından Boşnakçaya tercüme edilmiş ve Bosna-Hersek Müslümanları için yardımcı kaynak olarak kullanılmıştır
Kararnameye Yöneltilen Eleştiriler
Osmanlı Devleti’nde Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nin yürürlüğe girdiği tarihe kadar üç çeşit mahkeme bulunmaktaydı. Müslümanların davalarına bakan Şeriyye mahkemeleri, gayrimüslimlerin davalarına bakan cemaat mahkemeleri ve konsolosluk mahkemeleri. İşte Hukuk-i Aile Kararnamesi’yle bu üç mahkeme birleştirilmiş, Müslüman ve gayrimüslimlerin davalarıyla tek bir mercii ilgilenmeye başlamıştı. Bu uygulamayla yargıda birlik temin edilmeye çalışılmıştı. Fakat Osmanlı gibi birçok millet ve dinden halkları bünyesinde barındıran bir devlette bu o kadar da kolay olmamıştır.
Cemaat mahkemelerinin kaldırılması, asırlardır devam eden yargı yetkisinin ve bunun sağladığı imtiyazların kararnameyle ellerinden alınması Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerin ruhani reislerinin yoğun tepkisine yol açmıştır.
Kararname sadece gayrimüslimlerin tepkisini çekmemiş içerden de tepkiler yükselmeye başlamıştı. Kararnamenin değişik özellikleri dolayısıyla bazı muhafazakâr hukukçular da yoğun tepkiler göstermiştir.
- Gayrimüslimlerin yönelttiği Eleştiriler
Osmanlı vatandaşı olan gayrimüslimler 1856’dan itibaren eşitlik adına ve büyük devletlerin baskı ve kontrolünde sürdürülen reform çabalarına karşı çıkmış, imtiyazlarına ve mevcut hukuki düzenlerine müdahaleyi kabul etmemişlerdir. Asırlardır devam eden yargı yetkisinin ve bunun sağladığı imtiyazların kararname ile birdenbire ellerinden alınması Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerinin ruhani reislerinin ve söz konusu imtiyazların artırılması taraftarı olan büyük devletlerin fevkalade tepkisini doğurmuştur. Bu dönemde İstanbul’un itilaf devletlerinin işgali altında bulunması da bu tepkinin etkili olmasında başlıca rolü oynamıştır. Ruhani reisler özellikle 156. maddenin kaldırılması için bir taraftan doğrudan Osmanlı Devleti’ne başvururken diğer taraftan da Avrupa Devletleri’nin İstanbul’daki büyükelçilerine müracaat ederek onların yardımlarını talep etmekteydiler. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu fevkalade şartların gayrimüslim cemaatlerin ve Avrupa Devletlerinin baskılarına direnmeyi zorlaştırdığı inkâr edilemez. Bu konuda itilaf devletleri yüksek komiserliğinin Osmanlı Devleti’ne doğrudan müdahalesi söz konusu olmuştur. İşte kararname aleyhinde gayrimüslim cemaatlerin gösterdikleri yoğun çabalar onun yürürlükten kaldırılmasında büyük ölçüde rol oynamıştır.
Gayrimüslimler yargı yetkilerinin ellerinden alınmasına tepki gösterirlerken içerden bazı âlimler de bu uygulamanın yanlışlığına dikkat çekerek uygulamayı eleştirmişlerdir. Konuyla alakalı olarak Dâru’l-Fünûn hocalarından Sadreddin Efendi bu konuyla ilgili olarak şöyle der: “Binaenaleyh Avrupa devletlerince de bahusus riayet edilmekte olup ehl-i islamın aralarında bu misillimesail-i diniyyeye dair tekevvün eden daavanın fasıl ve rüyeti müftülerine ve müftüleri taraflarından nasp olunan kaziyyelerine terk edilmiş ve ahkâm-ı şeriyye ile amel olunup vech-i aharla taarruz olunması da taraf-ı devlet-i aliyyeden mümkün olan ahitnamelere de idhal ve salik oldukları mezheb-i Hanefî haricinde mükellef tutulmamaları dahi derc olunmuştur.” Sadreddin Efendi’nin eleştirilerine göre Avrupa’da yaşayan Müslümanlar kendi müftülerince yargılanmakta ve hatta kendi mezheplerinin haricindeki bir mezheple dahi mükellef tutulmamaktadırlar. Dolayısıyla gayrimüslimlerin, en nazik konulardan olan nikâh ve talak vb. konularda Müslümanlarla aynı kanuna ve mahkemeye tabi olmaları büyük bir yanlışlıktır.
Gayrimüslimlerin yaptığı eleştiriler kararnamenin ilgasında elbette etkili olmuştur. Fakat tümüyle ilga sebebidir demek hatadır. Zira Suriye’de de yürürlükte olan kararnameden, Fransız mandasının etkisiyle sadece gayrimüslimlere dair olan 156. madde yürürlükten kaldırılmıştır. Filistin’de de kararnamenin tümü değil yine gayrimüslimlerle ilgili maddesi ilga edilmiştir. Dolayısıyla kararnamenin yürürlükten kaldırılmasında sadece dışarıdan gelen eleştiriler etkili olmamıştır. Kararnamenin özellikleri ve getirmiş olduğu bazı yenilikler dolayısıyla başta Sadreddin Efendi olmak üzere Eşref Edip, Mustafa Sabri gibi muhafazakâr bir kısım hukukçular da şiddetli tepkiler göstermiştir. Kararnamenin tümüyle ilga edilmesinde bu ikinci gurubun etkisi daha fazladır. Kararnamenin ilgasını onaylayan kişinin İslamcı âlimlerden sayılan Mustafa Sabri Efendi olması da bu görüşü destekler mahiyettedir.
- Muhafazakâr Hukukçuların Yönelttiği Eleştiriler
Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nin özelliklerine ve getirdiği yeniliklere daha önce değinmiştik. Yargı birliğini temin etmesi, Hanefî mezhebi dışındaki mezheplerin görüşlerinden istifade etmesi gibi özellikleri ve çok eşliliği yasaklama, evlenme için yaş sınırı koyma gibi getirdiği yenilikler eleştirilere sebep olmuştur. Çünkü Osmanlı Devleti’nde o ana kadar İslam Hukuku uygulanmış ve Hanefî mezhebi devletin resmi mezhebi olarak kabul edilmişti. Kararnamenin yürürlükten kaldırılmasında etkili olan iki gruptan bahsetmiştik. Birincisi Osmanlı Devleti’nde yaşayan gayrimüslimler ve ikincisi muhafazakâr hukukçular. Gayrimüslimler yargıda birliği temin eden 156. maddeyi eleştirmişlerdir. Muhafazakâr hukukçular ise kararnamenin neredeyse geriye kalan tüm özelliklerini ve getirdiği yenilikleri eleştirmişlerdir.
Kararnameye en şiddetli eleştirileri Sadreddin Efendi yöneltmiştir. Müellif söz konusu eleştirilerini Sebilü’r-Reşad dergisinde yirmi adet seri makale şeklinde yayınlamıştır. Gayrimüslimlerin eleştirilerine sebep olan kararnamenin yargı birliğini temine yönelik olan 156. maddesidir. Sadreddin Efendi ise kararnamenin daha çok eklektik oluşunu yani diğer mezhep görüşlerinden ve Hanefi mezhebi içerisinde tercih edilmeyen kavillerden faydalanılarak hazırlanmış olmasını ve şer’i şerife aykırı olduğunu iddia ederek eleştirmiştir.
Kararnamenin Yürürlükten Kaldırılması
Alanında ilk olma özelliği olan ve birçok yenilikleri içeren Hukuk-ı Aile Kararnamesi Osmanlı Devletinde çok kısa ömürlü olmuştur.
Kararname genel olarak kabul görmüş fakat gayrimüslimlerin ruhani liderleri ve muhafazakâr İslamcıların oluşturduğu iki kesim tarafından şiddetle eleştirilmiştir.96 Özellikle Abdulkadir Sadreddin Efendi’nin eleştirileri Hanefî mezhebi dışından alınan görüşlere görekonulan maddelere yönelikti. Bu şekildeki maddelerin sayısı epeyce fazlaydı.
Sadreddin Efendi 157 maddelik kararnamenin 104 maddesini değişik açılardan eleştirmiştir. Eleştirileri yoğun şekilde Hanefi mezhebi dışındaki mezheplerin görüşleri esas alınarak düzenlenen maddelere yöneliktir. Ancak Sadreddin Efendi sadece diğer mezheplerin görüşleri doğrultusunda benimsenen maddeleri değil Hanefi mezhebi içerisinde müftâ bih olmayan kavillere dayanılarak kabul edilen maddeleri de eleştiri konusu yapmıştır. Sadreddin Efendi’nin hem Hanefi mezhebi içerisinde tercih edilen görüşün terk edilmesine hem de diğer mezheplerden istifade edilerek hükme bağlanan konulara dair eleştirilerine birer örnek vererek meseleyi biraz daha açabiliriz. Mesela kararnamenin 10. maddesi97 Hanefi mezhebinde tercih edilen görüşü terk etmiş ve İmam Muhammed’in kavlini esas almak suretiyle nikâh akdinde bi-nefsihî asabenin veli olabileceği hükmünü benimsemiştir. Sadreddin Efendi, nikâh akdinde kadınlardan olan velilerden, asr-ı saadetten bu yana kendilerine verilen söz söyleme haklarının madde ile ellerinden alınmasını eleştirmektedir. Müellif bunun velayet sahiplerinin azaltılarak gençlerin evlenmelerine bir nevi engel teşkil ettiğini savunmaktadır.
Kararnamenin 38. maddesi birden fazla evlenme konusunu düzenlemektedir. Madde, Hanbelî mezhebinin görüşü esas alarak kadının evlenirken kocasının evlilik boyunca tek eşli kalması şartını ileri sürebileceğini hükme bağlamıştır. Sadreddin Efendi maddenin kapalılık içerdiğini savunmaktadır ve maddede, “ilk eşi üzerine evlenmeme” ve “ilk eşi üzerine evlenmesi durumunda ikinci eşinin boş olması” şartlarından hangisinin geçerli olacağının açık olmadığını gerekçe göstererek eleştirmektedir.
Gayrimüslimlerin eleştirdiği 156. madde tek başına kaldırılabilirdi. Ama Hanefî mezhebinin görüşlerine uygun olmayan maddelerin iptali kararnameyi iptal etmekle neredeyse aynı anlama gelmekteydi. Bahsi geçen iki grup kararname aleyhinde bir ortam oluşturmuşlar ve Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu siyasi durum, muhafazakârların hükümet nezdinde, gayrimüslim ruhani liderlerin de itilaf devletleri nezdinde etkisini büyük ölçüde artırmıştır. Bu nedenledir ki kararnamenin yürürlükten kaldırılma sebebinin söz konusu iki grubun etki ve gayretleri olduğu görüşü genel kabul görmektedir. Nihayetinde kararname 19 Haziran 1919 tarihinde sadrazam vekili ve Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin imzasıyla yürürlükten kaldırılmıştır.
BİBLİYOGRAFYA
Mahmud Esad, Kitâb-ı Nikâh ve Talâk, İstanbul 1326-28; a.mlf., “Tesettür-i Nisvân Hakkında Son Söz”, SR, XI/279 (1329), s. 289-290; Ahmed Şuayb, Hukūk-ı İdâre, İstanbul 1328, s. 17; Düstur, İkinci tertip, İstanbul 1329, II, 762-781; XI (1928), 299; Kāsım Emîn, Hürriyyet-i Nisvân (trc. Zekî Mugāmiz), İstanbul 1329; Celâl Nûri (İleri), Havâic-i Kānûniyyemiz, İstanbul 1331, s. 45-51; a.mlf., İttihâd-ı İslâm, İstanbul 1331, s. 26-35, 45-51; a.mlf., Kadınlarımız, İstanbul 1331, s. 136-137, 154-156, 190-194; Mehmed Tâhir, Çarşaf Meselesi, İstanbul 1331; Nikâh-ı Medenî ve Talâk Hakkında Hukūk-ı Âile Kararnâmesi, İstanbul 1336; Abdurrahman Münib, Hukūk-ı Medeniyye, İstanbul 1340-41, V-VI, 9; Abdul Kerim Hussami, Le mariage et le divorce en droit musulman et particulièrement dans son application en Syrie, Lyon 1931, s. 38-39, 43-44, 148; Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Essai sur la transformation du code familial en Turquie, Paris 1936; a.mlf., “Tanzimatta İctimai Hayat”, Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 619-659; a.mlf., “Aile Hukukumuzun Tedvini Meselesi”, Ebül‘ulâ Mardin’e Armağan, İstanbul 1943, s. 687-738; a.mlf., Hukuk Sosyolojisi, İstanbul 1958, s. 40, 241-263; Hilmi Ziya Ülken, “Tanzimattan Sonra Fikir Hareketleri”, Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 757-775; Zahid Candarlı, L’évolution du mariage en droit turc et la condition du mari, Fribourg 1941, s. 88; Danişmend, Kronoloji, IV, 460; G. H. Bousquet, Du droit musulman et son application effective dans le monde, Alger 1949, s. 24-26, 40; Sabri Şakir Ansay, Medenî Kanunun 25. Yıldönümü Münasebetiyle Eski Aile Hukukumuza Bir Nazar, Ankara 1952, s. 3-31, 55; N. Anderson, Law Reform in the Muslim World, London 1959, s. 40-54, 104; a.mlf., Islamic Law in the Modern World, London 1959, s. 27; G. Tedeshi, Studies in Israel Law, Jerusalem 1960, s. 95; Tarık Zafer Tunaya, İslâmcılık Cereyanı, İstanbul 1962, s. 103; a.mlf., Türkiye’de Siyasal Partiler, İstanbul 1984, I, 67, 82, 118, 120; G. Jaeschke, Yeni Türkiye’de İslâmlık (trc. Hayrullah Örs), Ankara 1964, s. 23; a.mlf., “Türkiye’de İmam Nikâhı” (trc. Ahmet Mumcu), Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, Ankara 1964; a.mlf., “Türk Hukukunda Evlenme Akdinin Şekli” (trc. N. M. Berkin), İÜ Hukuk Fakültesi Mecmuası, XVIII, İstanbul 1952, s. 1128-1154; XIX (1953), s. 400-431; Y. L. de Bellefonds, Traité de droit musulman comparé, Paris 1965, II, 137, 162, 478; C. Chehata, Précis de droit musulman, Paris 1970, s. 18-19, 94; a.mlf., “L’évolution modern de droit de la famille en pays d’Islam”, REI, XXXVII/1 (1969), s. 103-114; B. Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu (trc. Metin Kıratlı), Ankara 1970, s. 228-237; Karal, Osmanlı Tarihi, VII, 172, 209; VIII, 391; Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları (Ankara 1339), İstanbul 1970, s. 174; a.mlf., “Fıkıh ve İctimâiyat”, İslâm Mecmuası, I/2, İstanbul 1330, s. 40-44; a.mlf., “İctimâî Usûl-i Fıkıh”, a.e., I/3 (1330), s. 87; Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul 1978, s. 435-442; R. Eisenman, Islamic Law in Palestine and Israel, Leiden 1978, s. 34-50, 87; U. Heyd, Türk Ulusçuluğunun Temelleri (trc. Kadir Günay), Ankara 1979, s. 101-102, 112; Zafer Toprak, Türkiye’de Milli İktisat 1908-1918, Ankara 1982, s. 314-318, 412-414; B. Caporal, Kemalizm ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını (trc. Ercan Eyüboğlu), Ankara 1982, s. 77-157; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele, İstanbul 1983, I, 319-320; a.mlf., Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İstanbul 1987, s. 94-97; Mehmet Emin Erişirgil, Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp, İstanbul 1984, s. 156-171; M. Akif Aydın, İslâm-Osmanlı Aile Hukuku, İstanbul 1985, tür.yer.; Fikret Karçiç, Bosna-Hersek İslâm Hukuku Tarihi (trc. Mehmet Erdoğan), İstanbul 1994, s. 46; Mustafa es-Sibâî, el-Merʾetü beyne’l-fıḳh ve’l-ḳānûn, Halep, ts. (el-Mektebetü’l-Arabiyye), s. 58; Abdullah Cevdet, “İstihlâk-i Millî Türk Kadınlar Cemiyeti”, İctihad, sy. 68, İstanbul 1329, s. 1477-1478; Rıza Tevfik, “Kadın Meselesi Etrafında”, a.e., sy. 94 (1329), s. 2099; Selâhattin Âsım, “Tesettür ve Mahiyeti”, a.e., sy. 100 (1330), s. 2256-2257; M. Şemseddin, “İslâm’da Kadının Mevkî-i İctimâîsi”, İslâm Mecmuası, I/5, İstanbul 1330, s.143-145; I/6 (1330), s. 170-173; I/10 (1330), s. 310-315; Mansûrîzâde Said, “Taaddüd-i Zevcât İslâmiyette Men‘ Olunabilir”, a.e., I/9 (1330), s. 233-238; a.mlf., “Taaddüd-i Zevcât Münâsebetiyle”, a.e., I/9 (1330), s. 280-284; I/11 (1330), s. 325-331; I/12 (1330), s. 368-371; a.mlf., “Cevazın Ahkâm-ı Şer‘iyyeden Olmadığına Dair”, a.e., I/10 (1330), s. 295-303; II/14 (1330), s. 429-432; II/24 (1331), s. 582-588; III/25 (1331), s. 599-604; a.mlf., “Cevaz Makalesine Mukabeleye Müdafaa”, a.e., II/23 (1330), s. 570-575; a.mlf., “Şeriat ve Kanun”, Dârülfünun Hukuk Fakültesi Mecmuası, sy. 6, İstanbul 1329, s. 8; Halim Sâbit, “Örf-Mâruf”, İslâm Mecmuası, I/10, İstanbul 1330, s. 304-311; I/11 (1330), s. 322-325; I/12 (1330), s. 354-357; Ahmed Hamdi Aksekili, “İslâmiyet ve Taaddüd-i Zevcât”, SR, XI/275 (1329), s. 226-228; XI/276 (1329), s. 243-244; XI/277 (1329), s. 258-260; XI/280 (1329), s. 309-312; XI/284 (1329), s. 379-381; XI/285 (1329) s. 392-394; İzmirli İsmâil Hakkı, “Örfün Nazar-i Şerîattaki Mevkii”, a.e., XII/293 (1330), s. 129-132; Sadreddin, “Hukūk-ı Âile ve Usûl-i Muhâkemât-i Şer‘iyye Kararnâmeleri Hakkında”, a.e., XV/382 (1334), s. 321-322; XV/383 (1334), s. 337-339; XV/384 (1334), s. 355-357; XV/385 (1334), s. 366-369; XV/386 (1335), s. 385-387; XV/387 (1335), s. 400-402; XV/388 (1335), s. 418-419; XV/389 (1335), s. 434-436; XVI/391 (1335), s. 5-6; XVI/393 (1335), s. 36-37; XVI/394-395 (1335), s. 52-53; XVI/396-397 (1335), s. 67-68; XVI/398-399 (1335), s. 84-86; XVI/402-403 (1335), s. 115; XVI/408-409 (1335), s. 164-166; XVI/414-415 (1335), s. 216-218; XVI/419-420 (1335), s. 21-22; XVII/431-432 (1335), s. 117-118; XVII/439 (1335), s. 182-183; XVIII/445 (1335), s. 29-31; Meclis-i Meb‘ûsân Zabıt Cerîdesi, I/3-4 (5. İnikad 15 Teşrînisâni 1333), Ankara 1992, s. 26 vd.; “Hukūk-ı Âile Kararnâmesi”, Cerîde-i İlmiyye, IV/34, İstanbul 1336, s. 986-1021; Fatma Aliye, “Kadın Nedir”, YM, I/21 (1917), s. 415-417; Takvîm-i Vekāyi‘, sy. 3046; İstanbul 14 Muharrem 1336; Cerîde-i Adliyye, XII/149, İstanbul 1934, s. 23; Mehmet Ünal, “Medenî Kanunun Kabulünden Önce Türk Aile Hukukuna İlişkin Düzenlemeler ve Özellikle 1917 Tarihli Hukuk-i Aile Kararnamesi”, AÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, XXXIV/1-4, Ankara 1978, s. 195-231; J. E. Tucker, “Revisiting Reform: Women and the Ottoman Law of Family Rights, 1917”, Arab Studies Journal, IV/2, Washington 1996, s. 4-17; Halil İnalcık, “Imtiyāzāt”, EI2 (İng.), III, 1187-1188.
Faydalanılan Kaynaklar;
Mehmet Akif Aydın, DİA, Hukuk-ı Aile Kararnâmesi, 18:314-318
Aydın, Mehmet Akif, “ Hukûk-ı Âile Kararnâmesi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları,1998),18/314-318.
Küçüktiryaki, Ahmet Yasin, “Osmanlı Devletinde Tanzimat Sonrası Aile Hukuku Alanındaki Gelişmeler Ve Hukuk-ı Aile Kararnamesi”, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 26, 2014/2, s.177-201
Çeker, Orhan (yayına hazırlayan), “Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnâmesi”, Mehir Vakfı Yayınları: Konya, 2016
