Evlenen çiftler için düğün yapılması insanlık tarihi kadar eskidir. Milletlere ve yörelere göre ayrıntılarda bazı farklılıklar olmakla birlikte hepsinin birleştiği nokta eğlenceye yönelik olmasıdır.

İslâm hukukunda, iki şahit huzurunda yapılması dışında nikâh akidleri için uyulması gerekli bir şekil şartı veya özel bir merasim mevcut değildir. Ancak evlenme gibi kişi ve toplum hayatında önemli yeri olan bir hadiseyi kutlama arzusu ve bu hukukî birleşmeyi herkese duyurarak onu gayri meşrû birleşmelerden ayırma gereği düğün denilen içtimaî vâkıayı doğurmuştur. Hz. Peygamber’in, “Nikâhı açıkça yapınız” (Müsned, IV, 5) meâlindeki hadisi bazı rivayetlerde, “ve nikâh sırasında def çalınız” (İbn Mâce, “Nikâḥ”, 20; Tirmizî, “Nikâḥ”, 6) ilâvesiyle tamamlanmaktadır. “Nikâhta helâl ile haram arasındaki ayırıcı işaret def ve sestir (müzik)” (İbn Mâce, “Nikâḥ”, 20; Tirmizî, “Nikâḥ”, 6; Nesâî, “Nikâḥ”, 72) meâlindeki hadis ise aleniyetin düğünle sağlanmasının gereğini ortaya koymaktadır. İlk dönemlerden itibaren her toplum nikâh merasimlerini kendi dinî ve içtimaî yapısına uygun olarak gerçekleştirmiştir. İslâm dini de toplum hayatında yerine getirdiği fonksiyonları göz önünde bulundurarak düğüne hoşgörü ile bakmış, hatta meşrû sınırlar içinde onu teşvik etmiştir. Hz. Peygamber’in bütün evliliklerinde davetlilere ikramda bulunduğu bilinmektedir. Hadis kitaplarında bu ikramlar hakkında oldukça geniş bilgiler vardır (meselâ bk. Buhârî, “Nikâḥ”, 68-70).

Düğünler, yapıldığı topluma ve zamana göre büyük değişiklikler göstermekle birlikte kız ve erkek evinde icra edilen törenler, gelinin evliliğe hazırlanması, merasimle kocasının evine getirilmesi, davetlilere koca evinde yemek verilmesi veya diğer ikramlarda bulunulması bütün düğünlerin ortak özellikleri arasındadır.

Araplarda hem gelin hem de güveyin süslenmesi gelenekti. Bir Arap darb-ı meseli (Güvey neredeyse emir olacak) şeklindedir. Bununla onun krallar gibi süslendiği vurgulanmak istenir. Bazı rivayetlerden güveyin safrandan (za’feran) elde edilen sarı bir boyayı elbise veya yüzüne sürdüğü anlaşılıyor. Hz. Peygamber Abdurrahman b. Avf’ın üzerinde gördüğü böyle bir sarılık izini kendisinden sormuş o da evlendiğini haber vermiştir. Buhari rivayeti “Evlenen için san boya sürünme” başlığı altında verir.

Hadislerde gelinin süslenmesiyle ilgili bilgilere de rastlanılmaktadır. Buhari düğünde doğrudan ilgisi olmadığı halde Hz. Aişe’nin Esma’dan ödünç aldığı gerdanlıkla ilgili rivayeti “Gelin için elbise ve başka şeyler ödünç alma” başlığıyla Nikâh kitabında verir ki bu tür eşyanın gelinin süslenmesi için ödünç alınıp kullanıldığına dikkat çekmek istemektedir. Yine Buhari’nin rivayetine göre beş dirhem değerinde kırmızı çizgileri olan Katar işi pamuklu bir dir’i (gömlek, fistan) yeni evlenecek kızlar tarafından gelinlik olarak ödünç alınıp kullanılmıştır. Hz. Aişe: “Medine’de (evlilik için) süslenen hiç bir kadın yoktu ki onu benden ödünç almak için (adam) göndermesin?” demektedir.

Türklerin toy ve küden adını verdikleri düğün yemeğine Arapça’da velîme veya ‘urs denilir; ancak velîmenin sadece düğün yemekleri için değil diğer merasimlerde verilen yemekler için de kullanıldığı anlaşılmaktadır. İbn Tolun, konuyla ilgili eserinde (bk. bibl.) Araplar arasında yaygın olan on altı tür velîme hakkında bilgi vermektedir (ayrıca bk. Cevâd Ali, IV, 685). Hz. Peygamber’in evlenme hazırlığı yapan Abdurrahman b. Avf’a, “Bir koyunla da olsa ziyafet ver” (Buhârî, “Nikâḥ”, 7, 54, 68) demesi ve kendisinin de evliliklerinde misafirlerine yemek yedirmesinden anlaşılacağı gibi düğün yemeği sünnettir. Hz. Peygamber’in, “ziyafet ver” şeklindeki emrinden hareketle bazı hukukçular bu yemeğin vâcip olduğunu söylemişlerse de hâkim görüş bunun vücûb ifade etmediği yönündedir. Velîmenin nikâh akdi sırasında, akidden sonra, zifaf günü veya zifaftan sonra verileceği hususunda da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Ancak bunu belirleyen esas faktör, bölgeden bölgeye değişen örf ve âdetlerdir. Ayrıca velîmede gösteriş ve israfın haram olduğu, herkesin kendi imkânları çerçevesinde ikramda bulunmasının gerektiği kabul edilmiştir.

Düğüne davet edilen kişinin davete icabet etmesi vâciptir. Bunun farz-ı ayın veya farz-ı kifâye olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Hz. Peygamber’den, bu tür davete icâbeti emreden çeşitli hadisler nakledilmiştir (bk. Buhârî, “Nikâḥ”, 71; Müslim, “Nikâḥ”, 96). Düğüne icâbet gereği, bu tür törenlerin kişiler arasındaki sevgi bağlarını kuvvetlendirmesi hikmetine dayanmaktadır. “En kötü yemek, fakirlerin bırakılıp zenginlerin davet edildiği düğün yemeğidir” meâlindeki hadis (Buhârî, “Nikâḥ”, 72; Müslim, “Nikâḥ”, 107), düğüne sadece zenginlerin değil fakirlerin de çağırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Hz. Peygamber’in, “Velîme ilk gün hak, ikinci gün mâruf, üçüncü gün ise riya ve gösteriştir” (İbn Mâce, “Nikâḥ”, 25; Ebû Dâvûd, “Eṭʿime”, 3) hadisinden hareketle düğünün iki günden fazla sürmesini mekruh görenlerin yanı sıra, Buhârî’nin “… yedi gün velîme yapan…” şeklindeki bab başlığını (“Nikâḥ”, 7) ve Medine’de yedi sekiz gün süren velîmeler olduğu Übey b. Kâ‘b’ın böyle bir velîmede bulunup dua ettiğine dair rivayetleri (Beyhakī, VII, 261) dikkate alarak düğünün iki günden fazla devam etmesini câiz görenler de vardır (Nevevî, IX, 216-218; Şevkânî, VI, 205-206; Azîmâbâdî, X, 210). Ziyafet ve velime ile ilgili bazı rivayetlerde davetin adabı ile ilgili bir takım inceliklere de işaret edilmiştir. Davet sahibinin dikkat etmesi gereken bir takım edep kuralları vardır. Mesela bunlardan biri misafirini kapıya kadar gelip yolcu etmektir.

Aşırılığa kaçmamak ve İslâmiyet’in sosyal hayatla ilgili olarak koyduğu esaslara uymak şartıyla düğünde eğlenmek meşrûdur. Hz. Peygamber’in düğünlerde eğlenceye izin verdiğine veya bizzat kendisinin böyle düğünlere katıldığına dair birçok rivayet vardır. Bir yakınını düğün yapmadan ensardan birisiyle evlendirmek isteyen Hz. Âişe’ye düğün yapmasının daha iyi olacağını, zira ensarın eğlenceden hoşlandığını söylemiş, hatta bir rivayete göre Erneb adlı bir kadını şarkı söylemek üzere göndermesini tavsiye etmiştir (İbn Hacer, el-İṣâbe, IV, 226; krş. a.e., IV, 320). Ayrıca Resûl-i Ekrem, genç kızların (câriye) def çalıp gazâ şiirleri okuduğu bir düğüne katılmış, şarkı söyleyen kızlardan birinin, “Aramızda yarın ne olacağını bilen peygamber var” demesi üzerine böyle söylememesini ve daha önce söylediklerini tekrar etmesini istemiştir (Buhârî, “Nikâḥ”, 48). Ashabın da eğlenceli düğünlere iştirak ettikleri bilinmektedir (meselâ bk. Nesâî, “Nikâḥ”, 80). Sadece düğün vesilesiyle değil başka münasebetlerle de belli sınırlar içinde eğlenceye izin verildiği, Hz. Peygamber’in, ashabın ve tâbiînin bu tür eğlencelere fiilen katıldıkları konusunda birçok rivayet mevcuttur (bk. EĞLENCE). Ancak daha sonraki dönemlerde meşrû eğlencenin sınırları fıkıh âlimleri arasında tartışma konusu olmuştur. Gerek düğünlerde gerekse diğer vesilelerle eğlenceler tertip edilmesi ve şarkı söylenmesi hususunda ortaya çıkan ve daha çok yasaklayıcı bir nitelik taşıyan ictihadlarda, âlimlerin yaşadıkları dönemlerdeki aşırılıkların büyük etkisi olduğu muhakkaktır.

Sünnet düğünü Hz. Peygamber döneminde bilinmemektedir. Nitekim fakih sahâbîlerden Osman b. Ebü’l-Âs, Asr-ı saâdet’te böyle bir uygulama bulunmadığı gerekçesiyle sünnet düğünü için yapılan davete katılmamıştır (Müsned, IV, 217). Bu rivayet aynı zamanda söz konusu düğünlerin ashap döneminde ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir. Salim’in anlattığına göre kendisini ve Nuaym’ı sünnet ettireni İbn Ömer bir koç keserek yemek verdiği için o ikisi çocuklara karşı “‘bizim için koç kesildi” diyerek sevinçlerini dile getirirmişlerdir.  İbn Kudâme, genel esaslar çerçevesinde bu tür bir düğüne katılmanın müstehap olacağını söylemekte, Ebû Hanîfe, İmam Mâlik ve Şâfiî’nin de bu görüşte olduğunu belirtmektedir (el-Mugnî, VIII, 116-117).

BİBLİYOGRAFYA

Lisânü’l-ʿArab, “vlm” md.

el-Muvaṭṭaʾ, “Nikâḥ”, 47.

Müsned, III, 165, 190, 205, 271; IV, 5, 217.

Buhârî, “Büyûʿ”, 1, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 3, “Nikâḥ”, 7, 48, 54, 56, 68-72, “Edeb”, 67, “Daʿâvât”, 53, “Müsâḳāt”, 13, “ʿÎdeyn”, 25, “Ṣalât”, 69.

Müslim, “Nikâḥ”, 79, 80, 81, 96, 107, “ʿÎdeyn”, 20.

İbn Mâce, “Nikâḥ”, 20, 24, 25.

Ebû Dâvûd, “Nikâḥ”, 29, “Eṭʿime”, 1, 3, “Eymân”, 22.

Tirmizî, “Nikâḥ”, 6, 10, 22, “Menâḳıb”, 17.

Nesâî, “Nikâḥ”, 72, 80.

Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 261.

Mergīnânî, el-Hidâye, [baskı yeri ve tarihi yok] (el-Mektebetü’l-İslâmiyye), IV, 80.

İbn Kudâme, el-Muġnî, VII, 434-435; VIII, 104-110, 116-117.

Nevevî, Şerḥu Müslim, IX, 216-218, 233-234.

İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (Sa‘d), XIX, 243-244, 287-288, 296.

a.mlf., el-İṣâbe, IV, 226, 320.

Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire 1392/1972, XVI, 329-330, 353.

Müttakī el-Hindî, Kenzü’l-ʿummâl, XV, 212.

İbn Tolun, Faṣṣü’l-ḫavâtim fîmâ ḳīle fi’l-velâʾim (nşr. Nizâr Abâza), Dımaşk 1987, s. 39-47, 60.

el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 343.

Şevkânî, Neylü’l-evṭâr, VI, 197-208.

İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr, VI, 347-348.

Azîmâbâdî, ʿAvnü’l-maʿbûd, X, 209-210.

Tecrid Tercemesi, VI, 344; VII, 251-252; XI, 302-303.

Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, IV, 685-686; V, 69-73.

Bekir Topaloğlu, İslâmda Kadın, İstanbul 1965, s. 50-51.

James Robson, “Muslim wedding feasts”, Glasgow University Oriental Society, XVIII, Leiden 1961, s. 1-14.

İstifade Edilen Ek Kaynaklar

Rahmi Yaran, “Düğün”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 13 Kasım 2019).

Nebi Bozkurt, “Sünnette Düğün”, Mehir 3 (İlkbahar 1999), 29-39.