İslâm hukukunda doğumla başlayan ve ergenlik çağına kadar devam eden döneme “çocukluk”, bu dönemi yaşayan kimseye de “çocuk” denir. Çocukluk, doğumdan temyiz çağına ve temyizden ergenliğe kadar olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci dönemdeki çocuğa “gayri mümeyyiz”, temyiz çağındakine de “mümeyyiz” denir. Her iki dönemdeki çocuk farklı dinî-hukukî hükümlere tâbidir.

Ana karnındaki çocuğun (cenin) bir yönüyle anneden bağımsız bir varlık kabul edilmesi, teşekkül anından itibaren kişiliğin ve buna bağlı olarak eksik vücûb ehliyetinin başlamasına yol açmış ve cenin için bazı hakların doğduğu hükmüne varılmıştır. Ancak bunun için ceninin sağ olarak dünyaya gelmesi şarttır. Sağ doğmakla insan hayatında yeni bir safha olan çocukluk dönemi başlamaktadır.
Çocukla onu doğuran kadın arasında tabii bir nesep ilişkisi vardır. Ancak baba ile (annenin kocası) nesep ilişkisinin kurulabilmesi için anne ile baba arasında geçerli bir evliliğin tahakkuk etmiş olması, çocuğun evlilikten en az altı ay sonra doğması ve kocanın baba olacak yaşta bulunması gerekmektedir. Karı koca arasındaki nikâh fâsid ise nesebin sabit olabilmesi için nikâh akdinin yanı sıra ayrıca zifaf da aranmaktadır. Yine nesebi belli olmayan çocuğun belli şartlar çerçevesinde ikrar yoluyla babasına nisbeti mümkündür.
Çocuğun nafakası bizzat kendi mal varlığı ile, malı yoksa babası tarafından karşılanır. Ancak çocuğun anne sütüyle beslendiği dönemlerde anne de Hanefî hukukçularına göre dinen, diğer hukukçulara göre ise dinen ve hukuken çocuğuna süt vermekle yükümlüdür.
Çocuğun bakımı, terbiyesi, mal varlığının idaresi, gerektiğinde evlendirilmesi ebeveyne ait haklar ve sorumluluklar grubuna girer. Bu hak ve sorumluluklar Batı hukukunda velâyet kurumu altında toplanmışken İslâm hukukunda iki ayrı kuruma, hidâne ve velâyete paylaştırılmıştır. Çocuğun bakımı ve terbiyesi (hidâne) evlilik devam ettiği sürece çok defa ana babanın ortaklaşa yürüttükleri bir işlev olmaktadır. Ancak evliliğin sona ermesi durumunda çocuğun bakım ve terbiyesinde belli şartlarda annenin öncelik hakkının bulunduğu kabul edilmiştir. Bu öncelik, çocuğun anne sevgisi ve şefkatiyle büyümesinin onun psikolojisine olan olumlu katkılarından ötürüdür. Annenin ölümü halinde bu hak onun gerekli şartları haiz olan kız kardeşine vb. kadın akrabalarına geçer. Çocuğun hangi yaşlara kadar annenin bakımı ve gözetiminde bulunacağı meselesi cinsiyete göre değişiklik gösterir. Umumiyetle erkek çocuklar yedi dokuz, kız çocuklar da dokuz on bir yaşına kadar annenin bakım ve gözetimi altında kalırlar. Bu yaşlardan sonra kimin gözetiminde bulunacakları meselesi yine çocuğun cinsiyetine ve ana babanın konumuna göre farklılık arzetmektedir.
Gayri Mümeyyiz Çocuk
Hak ve borç doğurucu hukukî işlemler gayri mümeyyiz çocuklar adına kanunî temsilcisi tarafından yapılır. Çocuk, temyiz gücüne sahip bulunmadığı bu dönemde bağış kabulü gibi tamamen lehine olan hukukî işlemleri yapamadığı gibi kanunî temsilcisi tarafından satın alınan bir malı teslim alması vb. tasarruf muamelelerinde de bulunamaz. Bu sebeple çocuğa yapılan teslimin hukukî bir sonucu yoktur; malın telef olması durumunda tazmin sorumluluğu satıcınındır. Yine bu dönemde çocuk, malî yönü ağır basan ve bu sebeple bazı mezheplerce yapılması gerekli görülenlerin dışındaki ibadetlerle de mükellef değildir.
Gayri mümeyyiz çocuğun cezaî ehliyeti yoktur. Bunun sonucu olarak had ve kısası gerektiren bir suç işlemesi halinde cezalandırılmaz. Ancak kişi hakkının ihlâli söz konusu olduğunda çocuk doğacak malî sorumluluğu üstlenir.
Mümeyyiz Çocuk
Temyiz çağı çocuğun iyi ile kötüyü, kâr ile zararı ayırdığı bir dönemdir. Bu çağın başlangıcı olarak genellikle yedi yaş kabul edilir. Hz. Peygamber’in, çocukların yedi yaşında namaz kılmaya alıştırılmalarına yönelik hadisi (Tirmizî, “Mevâkīt”, 182), çocuğun ancak bu yaştan itibaren yaptığı işin sonuçlarını idrak etmeye başladığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Temyiz gücünün teşekkülünde insan ve çevre faktörü de önem arzettiğinden bu çağın başlangıcı çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir. Temyiz çağından itibaren çocuğun tâbi olduğu dinî-hukukî hükümler öncekinden kısmen farklıdır.
Eda ehliyeti bakımından mümeyyiz çocuk eksik ehliyetlidir. Bu konuda onu ilgilendiren hukukî işlemler üçe ayrılır.
- Lehine olan işlemler. Bağış kabulü gibi sadece mal varlığında artmaya yol açan işlemleri mümeyyiz çocuk kimseye danışmadan yapabilir.
- Aleyhine olan işlemler. Vakıf kurmak, kefil olmak gibi mal varlığında azalmaya yol açan işlemleri hiçbir şekilde yapamaz. Bu tür işlemleri veli veya vasînin de yapma yetkisi bulunmadığından bunlara izin veya icâzet vermesi mümkün değildir.
- Lehine ve aleyhine olma ihtimali bulunan işlemler. Mümeyyiz çocuk satım, kira gibi lehine de aleyhine de olması muhtemel hukukî işlemleri, Hanefî ve Mâlikîler’e göre kanunî temsilcisinin ya önceden izin veya sonradan icâzet vermesiyle yapabilir. Nikâh akdi de Hanefîler’e göre lehte ve aleyhte olması ihtimali bulunan işlemler grubuna girer.
Mümeyyiz çocuğun cezaî sorumluluğu esas olarak gayri mümeyyiz çocuğun sorumluluğu gibidir. Hz. Peygamber’in ergenlik çağına gelinceye kadar çocuktan sorumluluğun kaldırıldığını ifade eden hadisi (Ebû Dâvûd, “Ḥudûd”, 17) konunun mesnedini teşkil etmektedir. Bu sebeple had ve kısas gerektiren suçların mümeyyiz çocuk tarafından işlenmesi durumunda suçluya bu suçlar için terettüp eden ceza verilmez ancak gerek had ve kısas gerekse ta‘zîr grubuna giren suçlardan birisini işlemesi durumunda uygun ıslah edici müeyyidelerin uygulanması mümkündür. Ayrıca gayri mümeyyiz çocukta olduğu gibi şahıs haklarının ihlâl edildiği suçlarda diyet veya çalınan malın iade ve tazmini gibi malî sorumluluk söz konusudur.
Ergenliğe ulaşan kimse tam ehliyet kazanmaktaysa da malî yönü bulunan hukukî işlemler açısından sadece bulûğ yeterli görülmemekte, onunla birlikte reşîd olma niteliği de aranmaktadır. Bulûğ çağına gelmiş fakat reşîd olmamış kimseler malî işlemler bakımından mümeyyiz küçükler gibi yine eksik ehliyetli kalmaya devam ederler
BİBLİYOGRAFYA
Müsned, II, 182.
Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 35, “Ḥudûd”, 17.
Tirmizî, “Mevâḳīt”, 182.
İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, tür.yer.
Üsrûşenî, Câmiʿu aḥkâmi’ṣ-ṣıġār (Bedreddin Simâvî, Câmiʿu’l-fuṣûleyn ile birlikte), Kahire 1300, I-II.
Mecelle, md. 852, 853, 966, 967, 1458.
Kadri Paşa, el-Aḥvâlü’ş-şaḫṣiyye, Beyrut 1987-88, md. 483.
Subhî Mahmesânî, en-Naẓariyyetü’l-ʿâmme li’l-mûcebât ve’l-ʿuḳūd, Beyrut 1948, II, 104-107.
a.mlf., el-Mebâdiʾü’ş-şerʿiyye, Beyrut 1981, s. 84.
Muhammed Ebû Zehre, el-Aḥvâlü’ş-şaḫṣiyye, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), s. 386-415.
a.mlf., Uṣûlü’l-fıḳh, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), s. 263-268.
a.mlf., el-Cerîme, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), s. 437-444.
Zerkā, el-Fıḳhü’l-İslâmî, II, 751-776.
Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıḳhü’l-İslâmî fî üslûbihi’l-cedîd, Dımaşk 1405/1985, IV, 123-127; V, 417-437; VII, 82-84.
Abdülkerîm Zeydân, el-Medḫal, Bağdad 1402/1982, s. 314.
a.mlf., el-Vecîz fî uṣûli’l-fıḳh, Bağdad 1405/1985, s. 94-99.
Seyyid Sâbık, Fıḳhü’s-sünne, Kahire, ts. (Mektebetü dâri’t-türâs), II, 288-301.
M. Akif Aydın, İslâm Osmanlı Aile Hukuku, İstanbul 1985, s. 51-56.
Zekiyyüddin Şa‘bân, İslâm Hukuk İlminin Esasları (trc. İbrahim Kâfi Dönmez), Ankara 1990, s. 250-252.
Orhan Çeker, İslâm Hukukunda Çocuk, İstanbul 1990, tür.yer.
Toufy Fahd – Muhammad Hammoudi, “L’Enfart dans le Droit Islamique”, Recueills de la Société Jean Bodin pour l’Histoire Comparative des Instituions, XXXV, Bruxelles 1975, s. 287-346.
Ek Kaynakça
Giladi, Avner. “Ṣag̲h̲īr”. Encyclopaedia of Islam. Second Edition. Edited by: P. Bearman, Th. Bianquis, C.E. Bosworth, E. van Donzel, W.P. Heinrichs. Consulted online.
“Sığar”. el-Mevsûʿatü’l-fıkhiyye. 27:20-34. Kuveyt: Vizaretü’l-Evkaf ve’ş-Şuuni’l-İslamiyye, 1983.
